Barış İçin Şeffaflık

Crans Montana görüşmeleri Kıbrıs’ın geleceğinin tartışıldığı en önemli toplantılardan biriydi. Farklı ağızlardan Crans Montana görüşmelerine dair bilgileri birleştiriyoruz. Kıbrıs Türk liderliğine yakın kaynaklar Anastasiadis’i, Kıbrıs Rum liderliğine yakın kaynaklar Türkiye’nin güvenlik ve garantilerle ilgili tutumunu başarısızlıkta sorumlu tutuyor.

Hiçbir taraf kendinden kaynaklı sorumlulukları dile getirmiyor. Her iki taraf da cömert davrandığını, karşı tarafın “isteksiz” olduğunu söylüyor.

Bu görüşme sonrası TC, “BM Parametrelerinin” değişmesi gerektiğini savunurken. Kıbrıs Rum tarafı BM parametreleri ile çözüme hazır olduğunu söylüyor. Kıbrıs Türk tarafı siyasi partiler ve belediye başkanları ile toplantı düzenliyor. Herkes zeminini oluşturmaya çalışıyor.

Ancak her iki tarafta da demokratik bir açık söz konusu. Çünkü, halkı temsil eden liderlerin ne görüştüğünü halk tam olarak bilemiyor. İçeriğini bilmediğimiz birçok görüşme gerçekleşti. Şimdi bize bu bilmediğimiz konuyla ilgili taraf olmamızı bekliyorlar. Oysa ki, demokrasinin temeli şeffaflık değil mi? Eğer öyleyse demokrasiyi ortak bir değer olarak benimseyen toplumlar olarak demokratik bir açılım getirecek kadar cesaretimiz var mı?

Sanırım böyle bir adım, ülkenin geleceğinin belirlenmesi ve böylelikle toplumların siyasi özne olarak kararlarını verebilmesi için son derece önemlidir. Karşılıklı dezenformasyon üzerinden yürütülen bu sürecin devamlılığı tarafların niyetleri kadar, tarafların temsil ettiği toplumların da niyetiyle ilgilidir.

Suçlama oyunları için değil, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumlarının geleceklerine karar verebilmeleri için görüşme tutanaklarının erişilebilir olması gerekmektedir.

Madem ki Crans Montana süreci sonlandı, artık zirveye dair dönüştürülebilecek bir şey kalmamıştır. İhtiyacımız “derin bağlantılı” gazetecilerin, güvendiği kaynaklara değil doğrudan bilginin kendisine erişmektir. Bilgiye eriştiğimiz zaman iktidarlar ve herhangi bir iktidara yakın olanların değil, toplumların kendi aklı karar verecektir.

Bu noktada sivil topluma önemli bir görev düşmektedir. Birleşmiş Milletler’in yürüttüğü zilyon senelik bu süreçte başarısızlığın bir sorumlusu da BM’nin kendisidir. Ellerini yıkayıp yarattıkları belirsizlikten sıyrılabileceklerini düşünmelerine izin vermemek gerekmektedir. Bu yüzden Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların barış içinde bir gelecek kurabilmeleri için “şeffaflık” talep etmeleri gerekmektedir.

Kapalı kapıların ardında değil, şeffaf bir şekilde görüşme tutanakları ele alınmalı, yapılandırılmış gayri-resmi diyalog ortamlarında bu konular detaylı bir şekilde ele alınmalıdır. Liderlerin korkuları ile tıkandıkları noktalardan, toplumların hoşgörü ve kararlılığı ile ilerleyebileceklerini anlamalıdırlar. Karşı tarafın neyi istemediğini öğrenmek, neyi vereceğini bilmek kadar çok güven yaratır. Bu yüzden güven yaratıcı önlemlere dair atılabilecek en önemli adım, görüşme tutanaklarının açıklanmasıdır.

Yeni bir süreç nasıl başlayacak sorusunu soranlar için de bulunmaz fırsat buradadır. Şeffaf bir şekilde neyin olmadığını öğrenip, nasıl olması ile ilgili olarak sivil toplum siyasi irade beyan etmelidir. Ancak bu koşullarda, gündelik iktidar kaygıları olan siyasi partiler ve yeniden seçim düşünen liderler irade gösterebilir.

Kıbrıs’ta tarafların kabul edebileceği bir çözüm yaratmak için yeni bir başlangıç yapabilmek mümkün. Bunun sağlanması için talep etmek önemlidir. Sivil toplum ve basın bu talebin öncüsü olduğu sürece, BM’nin buna kayıtsız kalması mümkün değildir. Edilgen unsurlar olarak yer aldığımız sayısını bilmediğim kez tekrarlanan görüşme süreci yeniden başarısızlıkla sonuçlandı. Başkalarının tepeden inme yöntemlerine karşı, etkin bir şekilde geleceği talep etmek gerekmektedir. Hal böyleyse, kilidin anahtarı şeffaflıktır. Crans Montana’daki görüşme tutanakları halka açıklanmalıdır!

Mertkan Hamit

Zoi’nin Partisi ve Düşündürdükleri…

Az önce Yunanistan’daki haberlere bakarken Zoi Konstantopoulou’nun Özgürlük Rotası isminde bir siyasi parti kuracağını okudum. Zoi, SYRIZA ilk iktidara geldiğinde Meclis Başkanı olarak görev yapmıştı. 1976 doğumlu, feminist, insan hakları aktivisti olan Zoe, aynı zamanda güçlü bir insan hakları avukatı. İnandığı değerler uğruna mücadele etmeyi ve felsefesine uygun yaşamayı benimsemiş biri. Bunu meclise seçildiği ilk günden beri görüyoruz.

Mesela Yunanistan’da Troika önlemlerine dönük referandumda aktif bir biçimde HAYIR oyunu desteklemişti. Tarihi Hayır sonucundan sonra, Varoufakis ve SYRIZA’nın sol kanadı ile Tsipras ters düşmüş ardından da yeni seçimlere gidilmişti. Yeni seçimlerde, SYRIZA’nın sol kanadından Lafazanis Halk Birliği (Laiki Enotita) ile seçimlere katılırken, Zoi bu birlikteliğe destek vermiş ama aktif olarak sürece dahil olmamıştı.

Ardından da yeni partisi ile SYRIZA’da yaşanan dönüşüme rağmen, inandığı değerlerle bir mücadele vermeyi tercih ettiğini gösterdi. Solcu, feminist, aktivist bir kişinin Meclis Başkanlığı görevine getirilmesi SYRIZA’nın farkını ortaya koymuştu. Ancak Zoi, makam yerine mücadeleyi tercih ederek hepimize bir kez daha önemli bir ders verdi.

Zoe partisini içerden değiştirmeye çalışabilirdi ama bunu tercih etmedi. Zoe, hala daha meclis başkanı olarak kalıp ayrıcalıklı makamında siyasete devam edebilirdi. Sokakta halkın mücadelesini vermeyi “solcu hastalığı” olarak ötekileştirmedi. İnandığı mücadele gerçekleşene kadar bildiği yolu yürümeye devam etti.

Zoe’nin Özgürlük Rotası isimli parti önümüzdeki günlerde duyurulacak. Dün yayınlanan anketlere göre %3 barajını geçebilecek olan partiler aşağıdaki gibi olacak.

Yeni Demokrasi %31 (sağ – muhafazakar)
SYRIZA %25,  (sol )
ALTIN ŞAFAK %6,5 (faşist)
PASOK-DİMAR %5,5 (merkez sol)
KKE %5,5 (komünist sol)
Merkezin Birliği %3 (merkez sağ)
Halkın Birliği %3 (radikal sol)

Parçalanmış Yunan kamuoyunun bu koşullarda daha çok siyasi kriz yaşayacağı aşikar. Zoi’nin partisi barajı geçebilecek mi bilemiyorum. Ancak derdim Yunanistan hükümet politikası değil.  Siyasete dahil olan bir insanın inanmadığı değerlere karşı mücadele edebilme azmini ortaya koymak.

İdealizmin ve yeni dünya tahayüllerinin anlamsızlaştığı kuzey Kıbrıs’a da bir bakalım. Feminist, insan hakları aktivisti, solcu deyince aklımıza üç beş isim geliyor zaten. Ancak arada ki derin uçurumu karşılaştırınca yaşayarak görüyoruz.

En sert solcusu dahi dayatma bir ekonomik programı güzelledi, suyu özelleştirdi. Elindeki gücü halkın lehine değil iktidarının lehine kullanmaktan çekinmedi . Elbette kim olursa olsun milletvekili olarak kariyerinize devam etme arzunuzu anlayabilirim. Bu normal ve makul bir arzudur. Ancak, sol adına konuşacaksanız biraz dikkatli olmak gerek. Malum dünya küçük, sizin “içselleştirdiğiniz kaderciliğinize” inat birileri bıkmadan, usanmadan mücadele edebilir. Uzaktan ve hiç tanımadığı insanlar da, sırf doğru olanı yapıyor diye ona dayanışma gösterebilir.

Neoliberalizmin ve baskıcı yapılara inat önümüzdeki yıllar dayanışma ile belirlenecek. Solun enternasyonal seviyede sol ile dayanışması ile belli olacak.

Sol olup sağ ile yürümeyi tercih edenlere ise bol şans. Aynı yerden başlasak da farklı sonlarda buluşacağımız kesindir…

Bizim başlangıcımız sizlerin sonu hayırlı olsun…

 

Mertkan Hamit

Gözyaşlarını Silecek Mendili Alacak Gücü Olmayan Ülke…

Birçok ülkedeki gibi Yunanistan’da da meydanlar önemlidir.

20 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Birçok ülkedeki gibi Yunanistan’da da meydanlar önemlidir. Meydan aynı zamanda geleneği temsil eder. Atina’daki en önemli iki meydan, Omonia ve Syndagma Meydanlarıdır. Syndagma Meydanı, parlementonun karşısında, geniş caddelerin kesiştiği noktadadır. Bakanlıklar, elçilikler, lüks mağazalar etrafında konumlanmıştır. Syndagma Atina’nın parlayan yüzüdür. Makarios’un balkonuna çıkıp konuşma yaptığı Büyük Britanya Hoteli de bu meydandadır. Buradan birkaç kilometre ileride Omonia Meydanı vardır. Omonia Meydanı, Syndagma’nın aksine göçmenlerin ve yoksulların alanıdır. Meydanda yürürken el arabalarında satış yapanları, dilencileri ve madde bağımlılarını görürsünüz. Omonia halkın meydanıdır.
Seçim mitinglerinde de sol partiler Omonia, sağ partiler ise Syndagma’da olmayı tercih ederdi. Ancak bu gelenek seçim sürecinde bozulmuşa benziyor.
Önceki gece Yeni Demokrasi Omonia’da cılız bir kalabalığın katıldığı miting düzenledi. Partinin lideri Meimarakis, Tsipras yönetiminin pahalı bir deneyim olduğunu, halkın bu deneyim ve sonuçlarından ders alması gerektiğini söyleyerek seçmenlerinden oy istedi.
Yeni Demokrasi üyesi olan bir arkadaşıma göre Meimarakis’in parti kitlesiyle bağı yok. Birçok geleneksel Yeni Demokrasi üyesinin seçimde partilerini boykot edeceğini söyledi. Başka biri ise SYRIZA ile görüşlerinin benzeşmemesine rağmen SYRIZA’ya oy vereceğini söylüyor. “Troykayla memorandumu Tsipras imzaladı, uygulayan da o olmalı. Sol bir fark yaratabiliyor mu göreceğiz” diyor.
Yanlarından ayrılıp, SYRIZA mitingini izlemek için Syndagma meydanına gidiyorum. Meydan SYRIZA destekçileriyle dolu ancak başlangıçta kitlenin heyecansız olduğunu farkediyorum. Durum Tsipras konuşmaya başlayınca değişiyor. Konuşması aşamalı olarak kitleyi canlandırıyor. Konuşmanın sonuna geldiğinde meydandaki hava değişiyor. Enternasyonel marşı ile kitleyi selamlayan Tsipras, özellikle sol seçmenine yönelik hamleyi sona bırakıyor. Sahneye İspanya’dan Podemos lideri Pablo Inglasias ile beraber Avrupa’daki çeşitli radikal sol oluşumların liderleri çıkıyor. Tümü Tsipras’a destek veriyor. “Hep birlikte dayanışmayla ileriye” mesajı veriliyor. Memorandumu imzalamanın yarattığı düş kırıklığına rağmen Avrupa solu SYRIZA’nın yanındayız mesajını açıkça veriyor.
Yanımdaki arkadaş, son hareketin Yunan sol seçmenine Lafazanis’in Halk Birliği ile SYRIZA arasında yapılacak tercihin SYRIZA’dan yana olmasına dair mesajın net olarak iletildiğini söylüyor. Bunun %1 civarında bir desteğin SYRIZA’ya geçeceğini, oy oranı %3.5 – 4 civarında olan Halk Birliği’nin ise barajı geçme şansının azalacağını ekliyor.
Eve dönüş yolunda, taksiciyle konumuz seçimler. Taksici bir cümleyle halkın gözünde ülkedeki ruhsal durumu ve siyaseti özetliyor:
“Kim kazanırsa kazansın… Günün sonunda Yunanistan’ın göz yaşlarını silecek mendili alacak durumu bile yok.”…

Avrupa’dan Yunanistan’a Yapılan Kansız Darbe

Sınırlandırmalar özellikle uluslararası ticaret yapan, ithalat yapan firmalara ağır darbe vurdu.

19 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Mertkan HAMİT

Avrupa’dan Yunanistan’a Yapılan Kansız Darbe

Haziran sonuna gelindiğinde, Troyka ile Yunanistan arasında süren müzakerelerde bir sonuç alınamamıştı. Borçlanma üzerinde uzlaşma sağlanamamasından ötürü Yunanistan nakit sıkıntısıyla karşılaştı. Sürecin uzaması, SYRIZA’nın önerilerinin Troyka tarafından kabul görmemesi, Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin katı tutumu ve onu takip eden diğer Avro-bölgesi maliye bakanlarının eğilimi belirleyiciydi. Avro-bölgesi Maliye bakanlarının “ekonomik akla” uygun kararları, bankaların ve kreditörlerin çıkarlarına göre belirlendi. Nakit sıkıntısının çözümü para akışı yaratmak yerine sermaye kontrolüyle sonuçlandı.

Bunlar, SYRIZA için en kötü sonun başlangıcını – memorandumun kabulü için yapılmış en büyük baskıyı- temsil ediyordu. Siyasi iradeyi ortadan kaldırıp, kreditörlerin taleplerinin uygulanmasının yolu bu şekilde açıldı.

Dayatma karşısında istifa edilmesi memleketi kaosa sürükleyip sonra yönetimi terk etmekle suçlanacak olan SYRIZA için olası değildi. Bu şartlar, SYRIZA’yı ağır koşulları kabul edecekleri memorandumu imzalamak zorunda bıraktı.

Aslında, Yunanistan’da kansız ve silahsız darbe “sermaye kontrolü” ile yapılmıştı. Sermaye kontrolü kreditörlerce istenmeyen SYRIZA hükümetini fazlasıyla aşındırdı. Partiden sol grubun ayrılarak yeni bir parti oluşturması, dinamik gençlik hareketlerinin ise SYRIZA’ya mesafe koyması da sermaye kontrolü sonrasındaki gelişmelerin sonuçlarındandır.

Sermaye kontrolünün başlaması ile beraber bankamatiklerden günlük nakit limiti 60 euro ile sınırlandırıldı. Piyasa’da yeterli 10 ve 20 euroluk banknot olmaması, bu tutarın pratikte 50 euro olmasına neden oldu. Bugün kontrol görece rahatlatılmasına rağmen, sınırlandırmalar mevcut. Bankalardan günde 60 euro ya da haftada 1 kereye mahsus 420 euro çekebiliyorsunuz. Pahalı bir alışveriş ya da yurt dışında yüklü mal getirmeniz ise ciddi bürokratik işlemlere bağlı.

Sonuç olarak alışverişin maliyeti artarken, piyasa riski de çarpılarak büyüyor.

Sınırlandırmalar özellikle uluslararası ticaret yapan, ithalat yapan firmalara ağır darbe vurdu. Öğle arasında görüştüğüm bir arkadaşım ‘kansız darbenin’ sonuçlarını çarpıcı rakamlarla anlatıyor:
• Temmuz ayında sadece sermaye kontrolü nedeniyle bir ayda 16 Bin kişi işsiz kaldı.
• Aynı zamanda sermaye kontrolünün etkisiyle Yunanistan’da her gün 59 iş yeri kapanmasına sebep oldu.
• Uygulamanın günlük olarak gayri safi milli hasılaya etkisi ise gündelik 22 Milyon Euro kayıp olarak yansıyor.

Nakit sıkıntısı özellikle kalabalık kentlerde turizm sayesinde henüz hissedilmiyor. Ancak turizm sezonunun sonuna geliyoruz.

Tsipras’ın seçimleri 20 Eylül olarak tercih etmesinin bir sebebi de nakit sıkışıklığının artacak etkilerinden partisini korumak. Bu sefer başarılı ancak koşullar önümüzdeki yıl yeniden seçimlerin olacağını işaret ediyor…

Yunanistan Dış Politika Meselesi Olarak Kıbrıs

Dış politika konusundaki tespitlerine güvendiğim bir arkadaşımla sohbet ederken seçimlerde barajı geçme ihtimali mümkün olan partilerin dış politika ile ilgili düşüncelerini tartışıyoruz.

18 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır

Dış politika konusundaki tespitlerine güvendiğim bir arkadaşımla sohbet ederken seçimlerde barajı geçme ihtimali mümkün olan partilerin dış politika ile ilgili düşüncelerini tartışıyoruz. Seçim sürecinde dış politikanın tartışmaların %20’sini bile oluşturmadığını söylüyor. En çok öne çıkan mesele mülteci konusundaki tutum ile Avrupalı diğer ülkelerle oluşturulacak ilişkilerin niteliği olduğunu vurguluyor. Kıbrıs veya Türkiye’den neredeyse hiç bahsedilmediğini söylüyor.
Yunanistan, özellikle Kardak krizi sonrasında, dış politikada yapıcı tavır sergilemeyi hedef olarak belirlemiş ülkelerden. Kosova’yı bağımsız bir ülke olarak tanımayı reddeden bir kaç ülkeden biri olan Yunanistan’ın, pozisyonunu değiştirip önümüzdeki aylarda Kosova’yı da bağımsız bir ülke olarak tanıma olasılığı var. Kosova’yı tanıması durumunda Kıbrıs Cumhuriyeti veya Sırbistan gibi yakın müteffiklerinin nasıl tepki vereceği ise merak konusu… Yunanistan kaynaklı ana dış politika konuları: Makedonya’nın isim meselesi ve Ege’deki deniz sınırlarının belirlenmesi olarak kabul edilir. Yunan hariciyesi Kıbrıs konusunun ise olabildiğince uzağında durmayı tercih eder.
Kıbrıs konusu ile ilgili olarak partilerin pozisyonunu soruyorum. Aynı zamanda Yunanistan’ın tutumunda seçim sonrası bir değişiklik beklenmeli mi diye ekliyorum…
Analizi dikkate değer…
Öncelikle, radikal bir değişiklik beklenmemesi gerektiğini söylüyor. Barajı geçmesi ön görülen: SYRIZA, Yeni Demokrasi, PASOK, Potami ve Merkez Birliği partilerinin federasyon konusunda sorun yaratmayacaklarını, garantiler konusunda ise, hiçbir ülkenin egemen bir ülkenin garantörü olmaması gerektiği noktasında genel bir uzlaşma olduğunu söylüyor.
Garantörsüz bir Federal Kıbrıs’ın, Türk – Yunan dengesine yönelik kaygıları ortadan kaldıracağına inanılıyor
Ancak Halk Birliği, Bağımsız Yunanlar (ANEL), Yunan Komünist Partisi ve Altın Şafak’ı ayrı değerlendirmek gerektiğini de ekliyor. Bu partilerin hiçbirinin iktidar olma şansı olmasa da Kıbrıs konusunda farklı yaklaşımlara sahipler. Yunan Komünist Partisi ve Halk Birliği federasyonu emperyalizmin çıkarlarına uygun bir yöntem olarak görmesinden ötürü, Altın Şafak ve Bağımsız Yunanlar’ın ise Kıbrıs’ın Helen adası olduğu ve federayonun Helenizmin çıkarlarına aykırı olmasından ötürü reddediğini anlatıyor. İçimden iyi ki iktidar olma şansıları yok diye geçiriyorum.
Oy vermeyecek seçmenlerin oranının seçim sonuçlarını belirleyeceğine inanılıyor.
SYRIZA’yı destekleyenlere göre, satın alınmış medyanın ve anketlerinin hiç bir önemi yok. Referandum’da %52 EVET çıkacağı tahmin edilirken, %60’ın üzerinde hayır oyu çıktıktan sonra, bu varsayım dikkate değer.
Bu sırada oturduğum kafedeki garson ne yazdığımı soruyor.
“Seçimler” diye cevap veriyorum…
Boş yere uzatma: “SYRIZA’nın kazanacağını yaz” diyor…

Yunanistan’da İnsanlığın Krizinin İzinde…

Mülteci meselesi ile ilgili olarak Avrupa genelinde olduğu gibi Yunanistan’ın da karnesi pek parlak değil.

17 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır

Mertkan HAMİT

Yunanistan’da İnsanlığın Krizinin İzinde…

Yunanistan krizi o kadar derinlemesine yaşamış ki, artık ekonomi neredeyse herkesin uzmanlık alanı. Bir emeklinin size yapısal reformların gündelik hayata olası etkileri üzerine mini bir ders vermesi artık şaşırtıcı değil. Seçimlerden önce de, seçim sürecinde de durum değişmiş değil. Ancak Yunanistan’ın sorumluluğundda olmasa da coğrafi konumu nedeniyle karşılaştığı daha ciddi bir mesele daha var: mülteciler.

Mülteci meselesi ile ilgili olarak Avrupa genelinde olduğu gibi Yunanistan’ın da karnesi pek parlak değil. Özellikle SYRIZA iktidara gelene kadar, durumun çok daha vahim olduğu çeşitli kaynaklarda bahsedilmişti. Önceki hükümetin Evros’ta mültecilerin geçişini engellemek için oluşturduğu geçilemez seti, SYRIZA’nın geçilebilir hale getirmesi bile kayda değer adımlarından biri olarak kayda geçmek mümkün. Ancak mülteci meselesi Evros’da atılan adımla sona ermiyor.

Avrupaya gelmeye çalışan mülteciler, kurtuluşları için tek bir yolu izlemiyor. Güzergahlardan biri de Pire Limanı. Bugünlerde Pire limanı civarında binlerce zor durumdaki mülteciyle karşılaşmanız çok olağan. Denizleri aşmayı başarabilen göçmenler için Yunanistan’a varmak yolun sonu değil. Ülkelerindeki zor koşullardan kaçan mülteciler için özellikle tavan yapmış işsizlik koşulları, ekonomik problemleri olan ve organize ırkçı unsurları barındıran bir ülke kurtuluş için uygun bir ülke olmaktan çok uzak.

Yunanistan, insan onuruna yakışır bir hayat bulmak için erişebildikleri ilk kara parçasının olmasından fazla bir şey ifade etmiyor çoğu mülteci için.

Atina’da bir arkadaşımın yanında Agios Panteleimonas diye bir bölgede kalıyorum. Çoğu turistin yolunun düşmeyeceği bir yer. Faşist Altın Şafak örgütünün merkezi, kerhaneler ve bilinmeyene yolculuk yapan mültecilerin tümü aynı bölgede. Geceleri otobüsler beliriyor. Kimin, nasıl organize ettiğini bilmiyoruz ancak çocuklu kadınlar, yalın ayak insanlar sokaklardan otobüslere atlayarak Makedonya sınırına taşınıyor. Kaba bir tahminle günde en az bin kişi bu şekilde taşınıyor. Ortada pek polis görünmüyor bu süreç olurken, “görünmez bir el” her şeyi yönetiyor. Gerçek ötesi bir manzara.

Sabah akşam gördüklerimi düşünüp, yürüyüş yaparken Atina’yı tepeden görebileceği noktalardan biri olan Lykavitos tepesine gidiyorum. Kolonaki -Atina’nın zengin mahallesi- bu bölgede yer alıyor. Bir anda krizdeki bir ülke ortadan kalkıyor. Pahalı markaların satıldığı dükkanların içi tıklım tıklım. Dün gece yalın ayak yürüyen insanların manzarasından, elinde pahalı marka alış veriş çantaları taşıyan insanların arkasından bakıyorum. Ekonomik krizi hissetmedikleri kesin. Belli ki insanlığın krizini de herkes aynı biçimde hissedemiyor.

Yunanistan’da Bir Değil İki Hayalet Dolaşıyor…

Yunanistan seçimleri 3

Yunanistan’da sadece sosyalizmin hayaleti değil aynı zamanda faşizmin hayaleti de dolaşıyor.

16 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Mertkan HAMİT

Yunanistan’da Bir Değil İki Hayalet Dolaşıyor…

Syntagma meydanı Yunan Parlemento binası ile kentin en işlek yolu Ermou’nun arasındadır. Bu meydanda sivil savaş yıllarında ve albaylar cuntası sırasında kanlı çatışmalar olmuştu. Son yıllarda ise polis ile eylemciler arasındaki çatışmalara ev sahipliği yapıyor. Artık Syntagma sadece Yunanlılar için değil, aynı zamanda Avrupa halkları için de kapitalizme verilen tepkinin vücut bulduğu, demokrasi ile ‘neoliberal aklın’ çatıştığı bir meydan.
Atina’da seçim havası Selanik’e kıyasla daha güçlü hissediliyor. Sokakta SYRIZA, eski SYRIZA bakanı Lafazanis’in Laiki Enotita (Halk Birliği), Yunan Komünist Partisi ve Yeni Demokrasi Partisi’nin ağırlığı var.

Önceki gece gerçekleşen münazara halkın gündeminde. SYRIZA lideri Alexis Tsipras ile Yeni Demokrasi’nin referendum sonuçlarından sonra istifa eden Antonis Samaras’ın yerine geçen çiçeği burnunda başkanı Vangelis Meimarakis dün akşam Maga TV’de kozlarını paylaştı.

Münazarada bir galibin olduğu düşünülmüyor. Ancak Samaras sonrası Yeni Demokrasi’nin oylarının yükselmesinde yeni lider Meimarakis’in etkisinin olduğu açık.

Bir kaç ay öncesine kadar SYRIZA ile Yeni Demokrasi arasındaki %10 olan fark bugün %1 oranında…
Meimarakis Yeni Demokrasinin çekideğinden geliyor. Politik “operasyonları” yürüten esas eleman olarak biliniyor. Sözünü sakınmayan bir muhafazakar olan Meimarakis, geçtiğimiz hafta canlı yayınlanan bir başka münazarada Tsipras’la kahve içmeyi teklif etti. Akşamki münazara da ise Yeni Demokrasi’nin seçilmesi halinde SYRIZA ile koalisyon kurmaya hazır olduğunu söyledi.

Tsipras ise böyle bir şeyin “doğaya aykırı bir ilişki” olacağını belirtti. Tsipras’ı Kıbrıs’ta sağ ile koalisyon kurma hevesli “solcular” duyar mi bilemem ama Tsipras’ın insani krizle mücadele adına izlediği açılımlar Yunanların gözünde halk tarafında olan bir figür olduğu inanışını koruyor.

Lafazanis liderliğinde, Glezos ve Zoi Konstantopolou gibi isimler SYRIZA’dan ayrılmış olsa da, gidenler halkın gözünde eş etkiyi yaratamadı. 26 milletvekiliyle kurulan Halk İttifakı, şu an %3.5 – 4 desteğe sahip. Tepki oylarını alamıyor ve 12 civarında milletvekili çıkarması bekleniyor.

Bunlar Yunan solu üzerinde Tsipras’ın gücünü de gösteriyor.

Pazar günü birinci olmak için Yeni Demokrasi ve SYRIZA kıran kırana mücadele verecek. Ancak seçimin üçüncüsü her koşulda belli ve Yunanistan ile ilgili en kötü haber de bu.

Faşist Altın Şafak’ın tepki oylarından pay alması bekleniyor. Ocak’ta SYRIZA’ya oy verip, Eylül’de Altın Şafak’a oy vereceğini söyleyenler var.

Acı ama gerçek: Yunanistan’da sadece sosyalizmin hayaleti değil aynı zamanda faşizmin hayaleti de dolaşıyor.