Avrupa’dan Yunanistan’a Yapılan Kansız Darbe

Sınırlandırmalar özellikle uluslararası ticaret yapan, ithalat yapan firmalara ağır darbe vurdu.

19 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Mertkan HAMİT

Avrupa’dan Yunanistan’a Yapılan Kansız Darbe

Haziran sonuna gelindiğinde, Troyka ile Yunanistan arasında süren müzakerelerde bir sonuç alınamamıştı. Borçlanma üzerinde uzlaşma sağlanamamasından ötürü Yunanistan nakit sıkıntısıyla karşılaştı. Sürecin uzaması, SYRIZA’nın önerilerinin Troyka tarafından kabul görmemesi, Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin katı tutumu ve onu takip eden diğer Avro-bölgesi maliye bakanlarının eğilimi belirleyiciydi. Avro-bölgesi Maliye bakanlarının “ekonomik akla” uygun kararları, bankaların ve kreditörlerin çıkarlarına göre belirlendi. Nakit sıkıntısının çözümü para akışı yaratmak yerine sermaye kontrolüyle sonuçlandı.

Bunlar, SYRIZA için en kötü sonun başlangıcını – memorandumun kabulü için yapılmış en büyük baskıyı- temsil ediyordu. Siyasi iradeyi ortadan kaldırıp, kreditörlerin taleplerinin uygulanmasının yolu bu şekilde açıldı.

Dayatma karşısında istifa edilmesi memleketi kaosa sürükleyip sonra yönetimi terk etmekle suçlanacak olan SYRIZA için olası değildi. Bu şartlar, SYRIZA’yı ağır koşulları kabul edecekleri memorandumu imzalamak zorunda bıraktı.

Aslında, Yunanistan’da kansız ve silahsız darbe “sermaye kontrolü” ile yapılmıştı. Sermaye kontrolü kreditörlerce istenmeyen SYRIZA hükümetini fazlasıyla aşındırdı. Partiden sol grubun ayrılarak yeni bir parti oluşturması, dinamik gençlik hareketlerinin ise SYRIZA’ya mesafe koyması da sermaye kontrolü sonrasındaki gelişmelerin sonuçlarındandır.

Sermaye kontrolünün başlaması ile beraber bankamatiklerden günlük nakit limiti 60 euro ile sınırlandırıldı. Piyasa’da yeterli 10 ve 20 euroluk banknot olmaması, bu tutarın pratikte 50 euro olmasına neden oldu. Bugün kontrol görece rahatlatılmasına rağmen, sınırlandırmalar mevcut. Bankalardan günde 60 euro ya da haftada 1 kereye mahsus 420 euro çekebiliyorsunuz. Pahalı bir alışveriş ya da yurt dışında yüklü mal getirmeniz ise ciddi bürokratik işlemlere bağlı.

Sonuç olarak alışverişin maliyeti artarken, piyasa riski de çarpılarak büyüyor.

Sınırlandırmalar özellikle uluslararası ticaret yapan, ithalat yapan firmalara ağır darbe vurdu. Öğle arasında görüştüğüm bir arkadaşım ‘kansız darbenin’ sonuçlarını çarpıcı rakamlarla anlatıyor:
• Temmuz ayında sadece sermaye kontrolü nedeniyle bir ayda 16 Bin kişi işsiz kaldı.
• Aynı zamanda sermaye kontrolünün etkisiyle Yunanistan’da her gün 59 iş yeri kapanmasına sebep oldu.
• Uygulamanın günlük olarak gayri safi milli hasılaya etkisi ise gündelik 22 Milyon Euro kayıp olarak yansıyor.

Nakit sıkıntısı özellikle kalabalık kentlerde turizm sayesinde henüz hissedilmiyor. Ancak turizm sezonunun sonuna geliyoruz.

Tsipras’ın seçimleri 20 Eylül olarak tercih etmesinin bir sebebi de nakit sıkışıklığının artacak etkilerinden partisini korumak. Bu sefer başarılı ancak koşullar önümüzdeki yıl yeniden seçimlerin olacağını işaret ediyor…

Yunanistan’da İnsanlığın Krizinin İzinde…

Mülteci meselesi ile ilgili olarak Avrupa genelinde olduğu gibi Yunanistan’ın da karnesi pek parlak değil.

17 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır

Mertkan HAMİT

Yunanistan’da İnsanlığın Krizinin İzinde…

Yunanistan krizi o kadar derinlemesine yaşamış ki, artık ekonomi neredeyse herkesin uzmanlık alanı. Bir emeklinin size yapısal reformların gündelik hayata olası etkileri üzerine mini bir ders vermesi artık şaşırtıcı değil. Seçimlerden önce de, seçim sürecinde de durum değişmiş değil. Ancak Yunanistan’ın sorumluluğundda olmasa da coğrafi konumu nedeniyle karşılaştığı daha ciddi bir mesele daha var: mülteciler.

Mülteci meselesi ile ilgili olarak Avrupa genelinde olduğu gibi Yunanistan’ın da karnesi pek parlak değil. Özellikle SYRIZA iktidara gelene kadar, durumun çok daha vahim olduğu çeşitli kaynaklarda bahsedilmişti. Önceki hükümetin Evros’ta mültecilerin geçişini engellemek için oluşturduğu geçilemez seti, SYRIZA’nın geçilebilir hale getirmesi bile kayda değer adımlarından biri olarak kayda geçmek mümkün. Ancak mülteci meselesi Evros’da atılan adımla sona ermiyor.

Avrupaya gelmeye çalışan mülteciler, kurtuluşları için tek bir yolu izlemiyor. Güzergahlardan biri de Pire Limanı. Bugünlerde Pire limanı civarında binlerce zor durumdaki mülteciyle karşılaşmanız çok olağan. Denizleri aşmayı başarabilen göçmenler için Yunanistan’a varmak yolun sonu değil. Ülkelerindeki zor koşullardan kaçan mülteciler için özellikle tavan yapmış işsizlik koşulları, ekonomik problemleri olan ve organize ırkçı unsurları barındıran bir ülke kurtuluş için uygun bir ülke olmaktan çok uzak.

Yunanistan, insan onuruna yakışır bir hayat bulmak için erişebildikleri ilk kara parçasının olmasından fazla bir şey ifade etmiyor çoğu mülteci için.

Atina’da bir arkadaşımın yanında Agios Panteleimonas diye bir bölgede kalıyorum. Çoğu turistin yolunun düşmeyeceği bir yer. Faşist Altın Şafak örgütünün merkezi, kerhaneler ve bilinmeyene yolculuk yapan mültecilerin tümü aynı bölgede. Geceleri otobüsler beliriyor. Kimin, nasıl organize ettiğini bilmiyoruz ancak çocuklu kadınlar, yalın ayak insanlar sokaklardan otobüslere atlayarak Makedonya sınırına taşınıyor. Kaba bir tahminle günde en az bin kişi bu şekilde taşınıyor. Ortada pek polis görünmüyor bu süreç olurken, “görünmez bir el” her şeyi yönetiyor. Gerçek ötesi bir manzara.

Sabah akşam gördüklerimi düşünüp, yürüyüş yaparken Atina’yı tepeden görebileceği noktalardan biri olan Lykavitos tepesine gidiyorum. Kolonaki -Atina’nın zengin mahallesi- bu bölgede yer alıyor. Bir anda krizdeki bir ülke ortadan kalkıyor. Pahalı markaların satıldığı dükkanların içi tıklım tıklım. Dün gece yalın ayak yürüyen insanların manzarasından, elinde pahalı marka alış veriş çantaları taşıyan insanların arkasından bakıyorum. Ekonomik krizi hissetmedikleri kesin. Belli ki insanlığın krizini de herkes aynı biçimde hissedemiyor.