Sarih Çoğunluk Bir Kalabalık Meselesi Mi Yoksa Siyasi Statü Meselesi Mi?

Sarih Çoğunluk Bir Kalabalık Meselesi Mi Yoksa Siyasi Statü Meselesi Mi?

Müzakerelerin hızlanması ile iberaber genel çerçeveyi oluşturacak olan ilkelere dair önemli tartışmalar kamuoyu gündemini meşgul etmektedir. Kuşkusuz ki bunlardan ön önemlilerinden biri de, kurucu devletlerin kendi alanları içerisindeki nüfusun dağılımına yönelik tartışmalardır.shutterstock_131385992

Daha önce hukuki zeminine yönelik bir tartışma ortaya koyduğum sarih çoğunluk ile ilgili kaygılara da bakmak bir o kadar önemlidir. Öncelikle “clear majority” olarak Genel Sekreterin raporunda yer alan bu kaygı, iç vatandaşlık meselesi ile çözülmekte olduğunu belirtmekte yarar var. Kıbrıslı Türk federal devletinin iç vatandaşlığını alacak olanların tümünün siyasi anlamda belirleyici olacağı bölge, açık bir çoğunlukla Kıbrıslı Türkler olacaktır.

Kıbrıslı Rum federal devletinin iç vatandaşlığını alacak olanların tümünün siyasi anlamda belirleyici olacağı alan ise, açık bir çoğunlukla, Kıbrıslı Rum vatandaşlar olacaktır. Bunun yanında “Federal Meclis” – ya da adına ne denilecekse – eşit üyelerle temsil edileceği için üst yönetimde de kurucu federal birimlerin eşitliği sağlanacağı için kendi bölgelerinde siyasi olarak açık bir çoğunluğu temsil edeceklerdir. Bu bakış açısıyla zaten “siyasi boyutta” sarih çoğunluk ya da açık bir çoğunluğun siyasi iradesinin sulandırılamayacağı son derece açıktır.anastASİADİS

Peki, mesela Yorgo ya da Maria çok sevdiği Girne kentinden, ya da Mağusa Suriçi’nden ev alıp konaklamak isterse bölgemizde sarih çoğunluğumuzu kaybetmiş mi olacağız?

Bazen soruyu sorarken, verili koşulları da belirtmekte yarar var. Mesela bugün yaşadığım Mağusa kentinin de jure nüfusu 41 bin kişi civarındayken, Doğu Akdeniz Üniversitesi’nin öğrenci sayısı 21 bin civarındadır. Bu 21 bin öğrencinin büyük çoğunluğu Kıbrıslı olmayan öğrenciler olup yüzün üstünde ülkeden öğrenci barındırmaktadır. İşin akademik boyutu bir tarafa, artan öğrenci sayısının 21 bin değil 50 bin olup Kıbrıslı nüfusunu geçmesi durumunda bile burada yaşayan insanların şikâyetçi olmayacağı ortadadır. Benzeri durum aynı şekilde Girne ve Lefkoşa için de geçerlidir. Bu noktada, kalabalığın artması, artan kalabalık içinde çok kültürlü, çok dilli bir kent olması bir tehdit değildir. Bu çok kültürlü mozaiğin içinde hatırı sayılır sayıda Afrikalı veya Asyalı öğrenci varken, Kıbrıslı Rum toplumundan insanların olmasının, siyasi eşitliği gölgelemeyeceği için esaslı bir mesele olmadığı da gün gibi açıktır.cyprus

Hatta daha önce “sarih çoğunluğa” sahip olmak için yaptığımız uygulamaları da hatırlatmakta yarar var. Mesela 1963 yılında toplumlararası meseleler başladığında “sarih çoğunluğa” sahip olacağımız alanlarda yaşamayı bir güvenlik sebebi olarak görmüştük. Kıbrıslı Türkler adanın çeşitli bölgelerindeki gettolarda yaşamaya başlamıştı. Öyle ki bu süreçte Kıbrıslı Türkler adanın %3 ile %4.85’i arasında bir bölgede yaşamaktaydı.(Kurkcugil s76 2003)  Böyle bir sarih çoğunluk kendi içinde birleşik ama içinden duvarlar geçen bir ülkenin yaratılmasına sebep olmuştu. Aynı şekilde 1974 sonrası Kıbrıslı Türklerin yaşadığı alan içinde de önce KTFD ardından da KKTC vatandaşlarının sarih çoğunluğu sağlanmıştır ancak meseleyi sadece bir kalabalık meselesi olarak görmenin umut vadeden bir gelişme olarak görmekte zorlanmaktayım.

Daha açık olmak gerekirse, sırf “bizim tarafta” kalabalık olmak aslında ulvi jeo-stratejik çıkarlar peşinde koşanlar için önemli olabilir. Milliyetçi ayrımlar bu kadar yıl Kıbrıs toplumlarını bölerken, bunun ötesine geçecek olan yaklaşımlar bizleri timthumbbirleştirebilir. Bu yüzden plandaki milliyetçiliği tatmin etmek değil, amaç milliyetçiliğin ötesine geçebilmektir. Çünkü milliyetçiliği tatmin edecek olan adımlar bu kadar yıldır egemenlerin aracıydı ve sıradan insanlar için, yani olası bir planı referandum da oylayacak olan “bizler” için, önem sırasının sonuna gelir.

Meseleyi salt bir ulusçuluk meselesi olarak okuyanlar, yaşanılan tüm sorunların kaynağını Kıbrıslı Rumlardan farklı bir milli tahayyüle sahip olduğumuzu söyleyenler, ayrışmaların belirginleşmesinin çözüm yaratmak için uygun zemin olduğunu söylediğinde, ayrışmanın dik alasını yaşadığımız verili koşullara dönüp bakmamızı gerektirir. Adalet sistemi, yasama, ekonomi, eğitim, çevre gibi tüm konuların dipte olduğu bir yerde yaşarken gerçekten tek güvenlik tehdidimiz “öteki toplum” mu?digest-20091-yasin-naimark-1

Tümünü bir kefeye koyup değerlendirdiğimizde, siyasi eşitlik teyit edilmişken, sarih çoğunluğa yönelik talep, kaygı ve kuşkuları ortaya koyup havanda su dövmek yerine, federal Kıbrıs’ta değişmesini ve gelişmesini istediğimiz noktalara yönelik talepleri ortaya koymak çok daha yerinde olacak.

Günün sonunda Kıbrıs Türk toplumu sadece bir kalabalıktan ibaret değildir. Kendini bir kalabalık olarak nitelendirmek yerine, siyasi statüsüne – yani bir devletin eşit kurucu ortağı olan bir varlık olduğuna – alıştırmalı ve varoluşsal kaygılarına bir son vererek, korumacı değil yapıcı bir duruş sergileyebilmelidir. Bana göre yaratılacak federal Kıbrıs’ta beni komşumun değiştiremeyeceği dini/dili/milliyetinden korunmaya dair önlemlerden çok, o günden sonrası için sağlık, eğitim, çevre meseleleri ilgilendiriyor. Buna yönelik açıklamalar, çözüme yönelik karar oluştururken çok daha önemlidir. Sonuçta bu boyuttaki uygulamalar bizleri nasıl bir geleceğin beklediğini daha açık gösterecektir. Çünkü çözümü ancak insan hak ve özgürlüklerine saygılı, demokratik ve adil bir sistem, ayrımcılık ve ırkçılığa tolerans tanımayacak bir yaklaşım sürdürebilir kılacaktır.

Sarih çoğunluğu sık sık dile getirenlerin niyetlerini de sorgulamakta yarar var. Dertleri statükoyu sürdürmekle ilgili anlamsız bir kalabalık olma meselesi mi yoksa bir statü meselesi mi ?

The End of Annan-Trauma…Finally!

The End of Annan-Trauma…Finally!* 

Eleven years ago on 24th April 2004, a week before the Cyprus accession to the EU, Annan Plan – the plan for the comprehensive solution of the Cyprus problem- was voted and rejected by a decisive no vote from the Greek Cypriots. It was a traumatic outcome for the 65% pro-solution Turkish Cypriot voters. Annan-trauma took 11 years to recover. 2 days after the 11th anniversary of Annan voting, pro-solution figure Mustafa Akinci’s victory created new hopes for resolution of Cyprus Problem.

At this phase of the conflict –that refers to the decades – there is no violence however the number of garrisoned troops in the North reaches almost one fifth of the civilian population. The heavy military presence of Turkish army strengthens the dominant understanding of the Cyprus problem that claims it is the problem of occupation and invasion. Perceiving Cyprus Problem solely as the problem of Turkish army brings us to a deadlock. Because such understanding 1) does not create room for reconciliation as it simply fails to communicate with the sensitivities of the Turkish Cypriots and 2) sustains the status quo and 3) underestimates the role of the Turkish Cypriots for the solution which is the main point that I am going elaborate.

Eroglu’s leadership relied on the perspective that takes non-resolution as a solution. Both before and during his rule, from April 2010 to April 2015, he exploited the Annan trauma and acted accordingly. This cost Turkish Cypriot side’s diminishing political significance for the resolution of the conflict, particularly when we compare with the previous five years 1. When the joint declaration was announced in February 2014, there were optimism. However, this did not last long. Despite there were international pressure, Eroglu’s political project was based on non-resolution and he was loyal to this. The general principle of the negotiations agreed on nothing until agreeing on everything gave him enough space to exploit the environment and sustain his non-solution is the solution position. Eroglu’s shilly-shally approach diminish the hopes, on the other hand intruder Barbaros made Anastasidis to leave the table turning the solution of the problem unachievable. This tactical move relying on delaying the process made federalists to understand the importance of removing Eroglu from his position.

Dialectics rules. Turkish Cypriot community acquired constructive but critical stance against various points and come up with innovative ideas, courage to speak most of the unspoken issues, show less-diplomatic and more direct way to show their willingness for reunification and most importantly learned acting bi-communally. Dissatisfaction among the TC grassroots magically brought critical interpretations over the role of the negotiation table, the way of attempts for comprehensive resolution, the methodology and the philosophy behind the settlement efforts. At this point, confidence building measures including return of Varosha and opening of the ports, models allowing solution in a gradual way with the aim of reaching comprehensive solution turned out to be the defining positions across pro-solution groups.

Recent Turkish Cypriot leadership election landmarked such transformation what I consider it as a paradigm shift. Majority of Turkish Cypriots who had accumulated their anger to the meaningless official lines of politics voted for Akinci. At the same time they were rejecting heavy jargon of the international political discourse and the empty populist rhetoric. The victory of Mustafa Akinci is important when we take his leftist background, his bold statements against Turkey into consideration. For the time being he become the voice of the grassroots who perceive Cyprus as their homeland, demanding for emancipation from arrogant statements of tie-wearing officialdom and looking forward for a federal solution in order to fulfil the delayed ambition of freedom irrespective with their national identity. There is a glittering hope for the future now it is up to Cypriots to grasp this opportunity.

1.When Mehmet Ali Talat was the leader he negotiated with former Greek Cypriot leader Christofias and come up with list of convergences.

*Originally Published on www.parapolitiki.com