Selahaddin Eyyübi’yi Yeniden Konuşmak

Selahaddin Eyyübi’yi Yeniden Konuşmak

Thorvald Steen ve Andreas Delsett Mülakatı

 

Mertkan Hamit
mhamit@gmail.com

Lefkoşa’da ara bölgede yer alan Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği (AHDR) tarafından geçtiğimiz hafta Saladin Days / Selahaddin Eyyübi Günleri isminde 3 günlük bir etkinlik düzenlendi. Selahaddin Eyyübi, 1169–1193 yılları arasında yaşadığı ve kökeninin bir Kürt kabilesinden geldiğine inanılır. Soylu bir kökeni olmamasına rağmen, zekası sayesinde ve biraz da şansının yaver gitmesiyle Eyyübi Devleti kurar. Ancak tarihe Kudüs fatihi olarak geçer.

Orta çağ tarihinin en önemli olaylarından biri 2. Haçlı Seferlerinden sonra Kudüs’ün Haçlıların eline geçmesidir. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler için kutsal bir kent olan Kudüs’ün Haçlıların kontrolünde olduğu sürece, inançsız olarak nitelendilirilen Müslüman ve Yahudiler kente giremedi ve çeşitli mezalimlerle karşılaştı. Eyyübi’nin döneminde Hıttin Savaşı yapılır. Selahaddin Eyyübi, Guy de Lusignan’ı yenerek kentin kontrolünü ele geçirir. Ancak kentin kontrolünü ele geçirirken, bir iyi niyet hareketi yaparak kente tüm dinlerin erişebileceği bir nitelik kazandırır. Kudüs’ü geri almak için 3. Haçlı Seferi gerçekleştirilir ama başarılı olmaz. Selahaddin, Haçlılara karşı zafer kazanır. Batı’da ve Doğu’da Selahaddin’e dair mitlerde bir hayranlık vardır. Dante’nin İlahi Komedya: Cehennem eserinde Salahaddin’in cennete gidecek tek Müslüman olduğu söylenir.13063101_1036859056351457_4725568733746280736_o

Neredeyse bin yıl önce gerçekleşen şiddet, savaş ve diğer olayların etkileri bugün Avrupa siyasetini etkileyecek kadar güçlüdür. Bu yüzden Selahaddin Eyyübi Günleri, Avrupa ile Orta Doğu arasındaki Orta Çağ’dan kalan zıtlaşmayı sağlıklı bir biçimde tartışmaya olanak sağlayan bir etkinlik olarak bilinmektedir. Oslo’da bulunan House of Literature / Edebiyat Evi tarafından düzenlenen bu etkinlik, ilk kez Kıbrıs’ta gerçekleştirildi. Selahaddin Eyyübi’nin penceresinden hareketle düşünceleri üzerine çeşitli tartışmaların yer aldığı etkinlikte, Haçlı Seferleri batıcı bir bakış açısının ötesinde tartışıldı. Ayrıca çok daha geniş anlamda Selahaddin Eyyubi’nin düşüncelerinin bugüne dair yansımaları ele alındı. Tarihsel Diyalog ve Araştırma Derneği’nin davetlisi olarak gelen, Oslo’daki Edebiyat Evi’nin yöneticisi Andreas Delsett ve Tozkoparan, Kar Kristalleri, İstanbul Hikayeleri gibi romanların yazarı olan Thorveld Steen ile buradan hareketle tarih ve siyaset ekseninde bir sohbet gerçekleştirdik.

Mertkan: Klasik bir başlangıç yapalım. Selahaddin Eyyübi üzerine çalışma fikri nasıl aklınıza geldi?
Andreas:
2015 yılında Diyarbakır’daydım ve birkaç Kürt ile karşılaştım. Kürt tarihinde Selahaddin’in rolünü araştırıyorlardı. Selahaddin Günleri ile çalıştığımı söylediğimde, Neden diye sordular ve onun bir vatan haini olduğunu söylediler. Diyarbakır’da Selahaddin üzerine birçok şey görebilirsiniz. Bir kısmı için büyük bir kurtarıcı, milli bir sembol iken, bir kısım Kürt için evrensel olaylara odaklanıp kendi sorunu olan Kürtlerin kurtuluşu meselesine eğilmediğinden şikayet eder.
Selahaddin’e dair birçok mit vardır. Bu sadece yaşadığı coğrafya ile sınırlı değil. Dünya’nın çeşitli yerlerinde de Selahaddin Eyyübi üzerine farklı mitolojik anlatılar mevcuttur. Bu farklı anlatıların birbirine alakasız coğrafyalarda şekillenmesi, tarihin, bugünkü fikirlerin oluşumuna ve politikaya olan etkisine dair iyi bir örnek oluşturmaktadır. Selahaddin aslında bu tartışmaların başlaması için bir başlangıç noktası oluşturur.
Thorvald: Az önce konuştuğum Kıbrıslı Rum gazeteci tipik bir Avrupa vatandaşıydı. Selahaddin’i okulda hiç duymamıştı. Hayatı boyunca asla adını duymadığını söyledi. O dönemin Avrupası ve Doğusunun tarihini tartıştığımızda kafasındaki varsayımlar ile gerçekte olanlar arasındaki ayrımın büyüklüğünü fark ettiğinde şok geçirdi.
Andreas: Tabii ki Selahaddin’i tek başına güzellemiyoruz.  Onun da iyi ve kötü yaptığı şeyler vardı. Ancak bu tarihi nasıl yargıladığımızı da gösterir. Bu açıdan geçmişte neler olduğunu, hangi kriterlere göre değerlendirdiğimiz yüksek önem taşır. Bu biraz da oluşturulmuş ahlak standartları ile ilgilidir.
Bizim Selahaddin ile ilgili esas olarak anlatmak istediğimiz hem kendi tarihinde hem de dünya tarihinde çok kısa bir dönemdir. Daha doğrusu Kudüs’ü ele geçirdiğinde13123328_1036858996351463_7757198270050945092_o yaptığı tercihle ve o zaman bunu yapabilmiş olması ile ilgilidir. Şiddet ya da öç almak gibi bir şey yapmamış, şiddeti meşrulaştırmak için dini bahaneler yaratmamıştı. Kendi zamanını geçtim, bugün bile bunu yapmış olması takdire değerdir. Öç almayı engellemişti. Bu yapılan o dönem içinde küçük bir parantez olabilir, ancak bugün bile olağandışı bir davranış olduğunu değiştirmez. Obama, Erdoğan ya da başka bir dünya liderinin ondan beklenenin dışında bir hareket sergilediğini düşünün. Bu tarihi bir şey olurdu.

Mertkan: Selahaddin’i olağan dışı bir lider olarak ele alıp onu olduğunun dışında, egzotik ve hesapsız kararlar veren bir kişi olarak ele alma riskinin olduğunu düşünüyor musunuz?
Thorvald:
Hayır. Dediğiniz bir tür oryantalist bakış açısı ile konuya yaklaşılıp yaklaşılmadığıdır. Burada aslında Selahaddin’in zamanının ötesinde bir davranış sergilediğini göstererek hakkını veriyoruz. Başka bir deyişle, hakkında çok az şey bildiğimiz bir dönemde bir kişi olağan dışı bir adım atıyor. Ancak yapılan son derece evrensel bir anlam taşıyor. Taraflar arasında uzlaşma oluşması için çalışıyor. Bugün, mevcut modern koşullarımızda ya da modern tarihte buna benzer bir örneği vermek pek de mümkün değil.
Andreas: Ayrıca, Selahaddin günleri tek başına, Selahaddin Eyyübi’nin hayatını tartışmayı hedeflemez. Geçmiş ve bugün arasındaki tarihsel ilişkiye odaklanarak bu anlayış ekseninde fikir üretmeyi hedefler.
Thorvald: Benim için Selahaddin Eyyubi son derece provokatif bir karakterdir. Bir anlamda beni rahatsız eder. Çünkü, eğer insanlar bana zalimce birşeyler yaparsa, buna nasıl tepki veririm sorusunu bilmiyorum ve bana bu soruyu tekrar tekrar sormama neden oluyor. Dönemin o koşullarında Haçlılar, barbarca Kudüs’ü ve bölgeyi talan etmişti. Onlara karşı zafer kazandığında Selahaddin alçakgönüllü bir biçimde davranmıştı. Mesela, Haçlılar o dönem Mekke’yi ziyaret eden hacılara karşı kıyım gerçekleştirmişti. Ancak Kudüs’ü ele geçirdiğinde, Haçlılardan buna dair de öç almamıştı. İşte bu beni provoke eden bir şeydir. Bugün ne olurdu sorusunu sormama neden oluyor. Mesela, benim ailem 2. Dünya Savaşı’nda Nazilere karşı savaştı. Nazilere karşı mücadele tarihinde, mahkeme kararlarını inceliyorum. Norveç’te yüz bin kişi 2. Dünya Savaşı sonrasında mahkemelerde yargılandı. Bunların içinden 25 kişi vurularak öldürüldü. Öldürülenlerden ikisi bakandı. Benim için provoke eden şey ise işte bu noktadadır. Bugüne kadar 25 kişinin öldürülmesi ile ilgili eleştirel bir düşüncem olmadı. Nazileri savunmak amaçlı değil, sadece şiddet ve karşı şiddet boyutunda, şiddetin meşrulaştırılma sebeplerine dair bir soru işaretimiz hiç olmadı. Selahaddin’in örneği işte bunu ikinci kez düşünmem için çok değerli bir örnektir.

Mertkan: Selahaddin neredeyse bin yıl önce yaşamış bir kişi. Benim için can alıcı nokta ise bugün ile ilgili. Avrupa’ya baktığımızda mülteci krizine karşı tepkiler görüyoruz. Orta Doğu’da bir savaş var. DEAS denen bir oluşum var, Kıbrıs’ta bitmeyen bir sorun var. Türkiye’de yaşanan dramatik olayları mülakattan önce konuşmuştuk. Özetle, bugün Selahaddin gibi bir liderlikten söz edebilir miyiz ya da bugün Selahaddin gibi davranmak nasıl olurdu?
Andreas:
Bunlar bugünün dünyasının en zor soruları. Sanırım sanatçı ve yazarlarla oturup biraz da verili koşulların dışında ve anlayışların dışına çıkıp konuşmak gerek. Kamuyu dahil etmek gerek. Herkesin uzlaşacağı çözümler için açılmak gerek. Ancak böyle bir davranış, yani kendi bildiğini söyleyen bir üst liderlik değil, katılımcı bir davranış içine girildiği takdirde bu sorunların çözülebilme ihtimalinin olduğuna inanıyorum.
Thorvald: Doğru davranış alçakgönüllülükten geçmektedir. Selahaddin Eyyübi, Kudüs’e girdiğinde herkesin umut ettiği yönde ve o döneme uygun şekilde davranması bekleniyordu. Ancak o bu yolu takip etmemeyi seçti.  Beklenen davranışı gerçekleştirmemek sanırım Kıbrıs ya da başka bir yerdeki sorunu çözmek için yapılması gerekendir. Alçakgönüllü olmaktan bahsediyorum. Ötekini anlamaktan bahsediyorum. Selahaddin neden böyle davranmıştı? Çünkü o ondan beklenildiği gibi davrandığında Hristiyanların nasıl düşüneceğini öngörebilmişti. Çünkü onları tanıyordu. Yahudileri tanıyordu. Ötekini iyi bilmiş olması, onun alçakgönüllü davranmasını sağlamıştı. Ben alçakgönüllü olmanın ne demek olduğunu biraz da Selahaddin Eyyübi üzerine çalıştığımda öğrendim. Sanırım, hala ihtiyacımız olan şey alçakgönüllü olmak.
Bir anımı paylaşmak isterim. 1995 yılında İstanbul’daydım. O zamanın Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir görüşme gerçekleştirdik. O zaman, Uluslararası Yazarlar Birliği, PEN ile İfade özgürlüğü ile ilgili bir mesele ile ilgili çalışıyorduk. Hapiste yatan akademisyen, İsmail Beşikçi ile görüşmek istiyorduk. Bunu mümkün kılmak için lobi çalışması yapıyorduk. Erdoğan ile görüştüğümüzde, Erdoğan kentte yaşayan tüm inananların lideri olmak istediğini söyleyip Selahaddin ile kendini kıyaslamış, kendini ona benzetmişti. Şimdi tabii öyle biri yok. İlginç olan, bundan birkaç hafta önce HDP lideri Selahaddin Demirtaş Oslo’da konuğumuzdu. Bu sefer de onu dinleyip, görüşlerini ve anlayışını ortaya koyduğumuzda o da Selahaddin ile kendi görüşlerini benzeştirmişti. Aslında, Türkiye coğrafyasında ihtiyaç olan anlayışın ne olduğu ortada gibi görünüyor. Önemli olan o görüşü sindirip, ondan sonra da o anlayışa sadık kalmak. En azından Erdoğan’ın sadık kalmadığını söyleyebiliriz.

Mertkan: Tozkoparan isimli kitabın birçok kişi tarafından okundu ve 22 kez basıldı. Selahaddin ve bugünün bir insanının hayatından kesitleri bir arada ortaya koydunuz ve birbiri ile alakasız gibi görünen iki konu arasında ilişki kurdunuz. Selahaddin’i gündelik hayata uyarlamak güçlü bir etki yarattı. Bu kurguyu oluştururkenki deneyimi paylaşabilir misiniz?
Thorvald:
Bu kitabın çok satanlar listesine girdiğinde çok şaşırmıştım. Selahaddin’den ne öğrenebilirim sorusunun cevabını bir romanda vermek istedim. Tarihsel bir kişiliği, çalışırken kendi hayatımıza da dersler çıkarabiliriz diye düşünüyorum. Romanda adı geçen kahraman, Eric, sıradan bir batılı entellektüeldi. Ancak onu içselleştirebilmişti. Belki de tarihin en ilginç tarafı da bu. Mesele sadece siyaset değildir. Gündelik hayatı da etkilediğini göstermek istedim. Çünkü dost ya da düşman ülkeye karşı beslediğiniz hisler, insanlara karşı da beslediğiniz hislerdir. 2006 yılında Türkiye’de imza gününe davet edilmiştim. Tozkoparan o zaman yeni çıkmıştı. Tam üç gün imza gününe katılan insanlar oldu. Böyle birşeyin olacağını hayal edemezdim. Ancak ilginç olan nokta, imza gününe katılan her kişinin aynı soruyu, senin sorduğun soruyu sormasıydı. Ancak daha da ilginç olan, Türkiye’den gelen tepkiler ile Batı’dan gelen tepkilerin tamamen farklı olmasıydı. Kitabı okuyan kitlenin ortak bilgi dağarcığı onları farklı sorular sormaya yöneltmişti. Açık olan, Batılı olanların konuya dair hiç bilgisi yoktu. Bu yüzden de sorular daha çok Selahaddin’i tanımak üzerineydi. Bir taraf değerlere odaklanırken, diğer taraf kişiye odaklanmıştı. Benim için bu ilginç bir deneyimdi.

‘Mağusa turizmi’ için proje hazır, ancak GÖZLER BARİKATTA

9 Eylül tarihinde Yeni Düzen gazetesinde yayınlanan röportaj… Derinya Kapısı’nın önemi ile ilgili belli başlı noktalara odaklanıyor…

‘Mağusa turizmi’ için proje hazır, ancak GÖZLER BARİKATTA

Mağusa İnsiyatifi Aktivisti Mertkan Hamit, Mağusa’nın ekonomik darboğazından kurtulması için Derinya Kapısı’nın açılması gerektiğine vurgu yaptı, Mağusa için Kuzey’den ve Güney’den iki derneğin birlikte yürüttüğü “Renewal projesini” YENİDÜZEN ile paylaştı: “Üretim, kalkınma ve sürdürülebilirlik için proje hazır”

• “UNDP-ACT tarafından desteklenen Renewal projesi teknik anlamda genişletilmiş Mağusa bölgesi için ekonomik ve sosyal anlamda ortak bir vizyonun oluşmasına yönelik çalışmalar yapıyor. Gençlik, sivil toplum ve işletmelere yönelik üç alanda çalışıyoruz. Bu kapsamda, verilere dayanarak Derinya kapısının iki taraf için de ekonomik getiri sağlayacağını öngörüyoruz”

• “Turizme yönelik daha stratejik bir çalışma yapıyoruz. Mağusa’da turizmin gelişmesinde engel olan temel bulgularımız sınırlı yatak kapasitesi, olmayan kent planı, sınırların olması gibi noktalar. Ayrıca anlamlı bir turizm stratejimiz de yok. Bu eksiklikleri gidermek amacıyla çok boyutlu bir strateji oluşturduk.”

• “Eğer ülkenin sürdürebilir olarak gelişmesini, kalkınma alanı yaratılmasını, üretimi, toplumlararası işbirliğini istediğinizi söylüyorsanız biz planı hazırladık”

• “Derinya turizm haritasında yoktu. Biz yarattığımız yeni güzergahta Derinya’dan Salamis’e kadar olan genişletilmiş Mağusa bölgesini tek rota haline getirdik. Protoras / Ayianapa’da yaşayan turistlerin Derinya – Mağusa – Mormenekşe güzergahında tam gün geçirmesi, Girne’deki turistlerin ise Derinya’ya gidebileceği bir plan çizdik.”

• “Güneyden ve kuzeyden onlarca operatör ile görüştük ve tümü bu güzergahta iş yapmakta niyetli olduğunu söyledi. Hatta güneyde kış turizmi yapan bazı operatörler kasım ayı itibariyle bunu uygulamak istiyor”
Didem MENTEŞ

Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde eş zamanlı eylem yapılarak, geçişlere açılması için ortak çağrıda bulunulan Derinya Kapısı’nın ekonomiye katkı sağlayacağı noktasında sivil toplum örgütleri projeler geliştiriyor. Kapının açılması yönünde çıkan pürüzlere rağmen sivil toplum örgütlerinin, iktidarlar olmadan da bir şeyleri değiştirebileceğine inan Mağusa İnsiyatifi Aktivisti Mertkan Hamit, Mağusa’nın ekonomik darboğazından kurtulması için Derinya Kapısı’nın açılmasının önemine değindi.

Mağusa ekonomisine yönelik UNDP-ATC destekli Renewal isimli bir proje üzerinde çalışıldığını vurgulayan Hamit, kendisinin de danışmanlık yaptığı projenin, kuzeyden MASDER, güneyden de Anagennisi derneklerinin işbirliğiyle ortaya çıktığını söyledi.

Mağusa bölgesi için ekonomik ve sosyal anlamda ortak bir vizyonun oluşmasına yönelik çalışmalar yapıldığını anlatan Hamit, gençlik, sivil toplum ve işletmelere yönelik üç alanda çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Turizme yönelik ise daha stratejik bir çalışma yapıldığını anlatan Mertkan Hamit, proje kapsamında yerel iştirakçilerle (rehberler, belediye, dernekler, esnaf) ile beraber çalıştıklarını aktardı.

Hamit, amacın geleneksel kitle turizminden, genişletilmiş Mağusa bölgesini deneyimsel turizmin merkezi haline getirmek olduğunu vurguladı.

Hamit, “Eğer ülkenin sürdürebilir olarak gelişmesini, kalkınma alanı yaratılmasını, üretimi, toplumlararası işbirliğini istediğinizi söylüyorsanız biz planı hazırladık. Bütün gününü alanda geçiren biri olarak açık yüreklilikle söylüyorum, böyle bir hava yaratılmışken güvenlik bahaneleri sunmak ve kapının açılmasıyla ilgili bahaneleri artık sadece saçmalık olarak görüyorum” şeklinde yorumladı.

Mağusa İnsiyatifi Aktivisti Mertkan Hamit, Derinya Kapısı’nın açılmasının önemine vurgu yaparak, iki toplumlu yürütülen Renewal projesini YENİDÜZEN ile paylaştı.

——————————————————————————————————

“Asker deyip konuyu kapatmamak gerek. Çünkü siyasetin başladığı nokta buradadır”

• YENİDÜZEN: Mağusa’dan bakınca iki toplumlu ilişkilerin durumu ne ?
• M.HAMİT:
Mağusa son yıllarda iki toplumlu yakınlaşmanın merkezi rolünü oynadığına inanıyorum. Bunun birçok sebebi olabilir. Ancak benim için açık olan Mağusa’nın, kuzeyi ve güneyini de kapsayacak biçimde gelişen organik sivil toplum hareketine sahip olmasıdır. İki toplumlu çalışmaların merkezinde gibi görünen ara bölgelere hapsedilmek yerine, insanların hayatlarına dokunan bir biçim aldığı için son derece önemli. Buradaki kıyaslama hali hazırda Lefkoşa’da var olanı değersizleştirmek için değil ancak ortaya çıkan iki toplumlu işbirliğinin niteliği ile ilgili farklılığı ortaya koymak için yapıyorum.

• YENİDÜZEN: Bahsettiğiniz farkı önemini daha fazla açar mısınız ?
• M.HAMİT:
İktidar olmadan bir ülkeyi, bir kenti, bir şeyleri değiştirmenin mümkün olduğuna  inanıyorum. Mağusa İnisiyatifi, MAGEM gibi örgütlerin, kendi adına örgüte dahil olmadan çalışan insanların geniş bir Mağusa bölgesinde işbirliği ile siyasete yaklaşımı farklılaştırdığını yaşıyoruz. Dünya haritasında minicik bir noktayı eğer dünyanın farklı yerlerinden gazeteciler gelip bir şeyler yazmak istiyorsa, diplomatlar toplantı yapmak için Mağusaya geliyorsa ve tüm bunları yaparken Mağusa İnisiyatifi ile temas kurmak istiyorsa burada bir şeyler oluyor demektir.

YENİDÜZEN: Yerel olarak bir şey başarıldığına inanıyor musunuz ?
• M.HAMİT:
İktidar olmadan bir şeyleri değiştirdiğimizi Derinya kapısı konusunda yaşadık. Bugün Derinya kapısının açılmasına kim karşı geliyor? Sokakta bütün siyasi partiler vardı. Birçok sivil toplum örgütü vardı. Esnaf kepenk kapattı. Esnafın en son ne zaman kepenk kapattığını hatırlıyor musunuz? Bir araya gelmesini hayal etmediğiniz gruplar ortak bir biçimde yalın bir talebi ortaya koydu: Derinya Kapısı Açılsın! Bu kadar basit bir şey. Üstelik sadece kendi kendimize yapmadık bunu, kuzeyi örgütlediğimiz gibi güneyle de beraber çalıştık. Birkaç sembolik kişi değil kitleler olarak kapının iki tarafında eş zamanlı eylem yapıldı. Zaten açılacaktı, o yüzden herkes katıldı deyip değersizleştirmek isteyenler oldu. Oysa ki durum öyle değil. Oluşan baskı liderleri adım atmaya ittiği artık ortada. O kadar kolay bir karar olsaydı, iş de sonuca bağlanırdı. Şimdi pürüzler var.

Pürüzü kim çıkarıyor ?
• M.HAMİT:
Asker. Ancak asker deyip konuyu kapatmamak gerek. Çünkü siyasetin başladığı nokta buradadır. Eğer demokratik bir yerde yaşıyorsak, hukukun üstünlüğü varsa, siyasilerin de bu noktada gerekli pozisyonlarını netleştirmesi gerek. Şimdi demokratikleşmenin mücadelesini verdiğini söyleyen parti iktidarın ortağı ancak asker “hayır” dediğinde aynı partinin başkanı çıkıp “Askerin hassasiyetlerinden” bahsediyor. Bu nedir? Bunu anlamak benim için mümkün değil. Hem barış, demokrasi deyip hem de askerle saf tutmak ne pragmatizmle ne de kurnazlıkla açıklanabilir. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı rahatlatmak için yapılmış bir hamle yapıldığı düşünülüyorsa o da yanlış. Çünkü Derinya kapısı mevcut güzergâhında açılamadığı sürece yine zarar gören öncelikle Kıbrıslı Türk liderliği olacak. Eğer CTP çözüm ile ilgili samimiyetini ortaya koymak, Mustafa Akıncı’ya destek olmak istiyorsa ilk önce kendi gidip bu konuda halkın talebini savunurdu. Böylelikle Mustafa Akıncı’da halkının liderliğini yaptığı için askerin hassasiyetlerine değil, halkın ihtiyaçlarına yönelik hareket etmesi gerektiğini ortaya koyacak alana da sahip olurdu. Tam tersi böyle niyetlere hizmet etmiyor. Tabi tüm bu söylediklerim, hukukun üstünlüğünü var saydığımızda geçerlidir. Birileri çıkar  “zaten öyle bir şey yok. Bu koşullar işgal koşullarıdır o yüzden ben askerin dediğini yaparım, halkın iradesi de beni ilgilendirmez” derse, o zaman adadaki barış mücadelesinin yöntemi de değişir.  Mağusa İnisiyatifi olarak adadaki verilecek mücadelenin çok taraflı olduğuna inanıyoruz. Ne askeri işgal var deyip, demokratikleşme ile ilgili yöntemler uzaklaşmak tek başına yeterlidir, ne de kuru bir pragmatizm belirleyip meseleyi sadece bir diplomatik oyun olarak görmek anlamlıdır. Bu ülkede özlenen çözüm kolay gelmeyecek, bunu biliyoruz ancak liderlik mümkün olanı başarabilmektir, zor olanları ortaya koyup hiçbirşeyi yapmayanlar bu ülkeyi bölmek isteyenlerdi. Açık yüreklilikle niyet ortaya konulsun amaç bölmek mi birleştirmek mi. Biri çıkar da doğru olan şeyi, askerin veya başka ülkelerin çıkarlarına göre filtrelediği sürece kim iyi niyetine inansın, neden inansın?
Derinya kapısı konusunda hassasiyetler Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için de tektir. Alternatifi yoktur. Toplumun iradesi ile yapılacak olanı yapmalısınız. Ya da toplumun iradesi sizi fırsat bulduğunda günahlarınızla mahkum eder. Bence mesele bu kadar basit.

“Derinya Kapısı iki taraf için de ekonomik getiri sağlayacak”
• YENİDÜZEN: Derinya Kapısı gerçekten Mağusa için ekonomik olarak bir getiri sağlayacak mı ?
• M.HAMİT:
Tabi ki. Bununla ilgili olarak ciddi bir çalışma içindeyiz, ekonomik boyutuyla ilgili çalışmalar Renewal isimli proje üzerinden gerçekleşiyor. Proje, kuzeyden MASDER (Mağusa Suriçi Derneği) güneyden Anagennisi isimli derneklerin işbirliğinde ortaya çıktı. Özet olarak projeden bahsedecek olursam, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP-ACT) tarafından desteklenen Renewal projesi teknik anlamda genişletilmiş Mağusa bölgesi için ekonomik ve sosyal anlamda ortak bir vizyonun oluşmasına yönelik çalışmalar yapıyor. Gençlik, sivil toplum ve işletmelere yönelik üç alanda çalışıyoruz. Bu kapsamda, verilere dayanarak Derinya kapısının iki taraf için de ekonomik getiri sağlayacağını öngörüyoruz. Üstelik bu öngörüyü yaparken, bir adım daha atıp iki taraftaki esnafı piyasa anlayışına terk etmek istemiyoruz, bu öngörüye dönük olarak esnafı ve işletmeleri de hazırlıyoruz. Onlarla da yoğun bir biçimde çalışıyoruz.
• Turizme yönelik daha stratejik bir çalışma yapıyoruz. Bana göre Mağusa’nın geleceği turizmdedir, kapının açılması etrafında tabanda oluşan bu siyasi, ekonomik ve sosyal beklenti ise ileriye dönük ortaya çıkacak olumlu resmin ilk adımıdır.

• YENİDÜZEN: Turizme yönelik çalışmada kimler çalışıyor ?
• M.HAMİT:
Ben şu an bu projede yerel danışman olarak çalışıyorum. Proje ekibinde çalışan 2 Kıbrıslı Türk 2 Kıbrıslı Rum arkadaşımız var. Turizm boyutuyla kapsamlı bir biçimde ve yerel iştirakçilerle (rehberler, belediye, dernekler, esnaf) beraber çalışıyoruz. Turizm bacağını daha önce Kıbrıs Turizm Organizasyonu’nun direktörlüğünü yapan bir arkadaşımız Phoebe Katsouri dışarıdan danışman rolünde yapıyor.

• YENİDÜZEN: Turizm bacağının içeriği ne ?
• M.HAMİT:
Mağusa’da turizmin gelişmesinde engel olan temel bulgularımız sınırlı yatak kapasitesi, olmayan kent planı, sınırların olması gibi noktalar. Ancak tarihi eserler, deniz ve insanların turizme dönük bir şeyler yapma isteği ise güçlü yanları. Ayrıca anlamlı bir turizm stratejimiz de yok. Bu eksiklikleri gidermek amacıyla çok boyutlu bir strateji oluşturduk. Öncelikle taraflar arasında işbirliğinin öneminin farkındayız bu yüzden genişletilmiş Mağusa bölgesi için ortak bir gezi rotası hazırladık. Uzun zamandır güneyden kuzeye gelen turistler için Mağusa bir durak noktasıydı ancak geçirilen süre sınırlıydı, Derinya ise turizm haritasında yoktu. Biz yarattığımız yeni güzergahta Derinya’dan Salamis’e kadar olan genişletilmiş Mağusa bölgesini tek rota haline getirdik. Protoras / Ayianapa’da yaşayan turistlerin Derinya – Mağusa – Mormenekşe güzergahında tam gün geçirmesi, Girne’deki turistlerin ise Derinya’ya gidebileceği bir plan çizdik. Güneyden ve kuzeyden onlarca operatör ile görüştük ve tümü bu güzergahta iş yapmakta niyetli olduğunu söyledi. Hatta güneyde kış turizmi yapan bazı operatörler kasım ayı itibariyle bunu uygulamak istiyor. Gelecek yılın yaz turizminde ise güneyden bu güzergaha talebin yoğun olacak. Bu iyi niyet talebi değil, milyonlarca turist getirme kapasitesine sahip operatörler bu yönde istekli. Operatörlerin iştahı biraz da Derinya Kapısı açılınca maliyetlerin düşmesiyle kabarıyor. Bu yüzden Derinya’dan yolu uzatmadan doğrudan geçmek çok önemli. Bu noktada Mağusa’nın ekonomik darboğazından kurtulması için alan turizmse, bu alanı açacak olan şey de geçişin kolaylaştırılmasıdır.
Tabi  bu çalışmada sadece operatörlere odaklanmıyoruz. Aynı zamanda turist rehberlerine yönelik de çalışmalar yapıyoruz. KITREB ile temas halinde eğitim programı başlatıyoruz. Kuzey – Güney arası turizm ilişkilerinde rehberlerin ortak eğitim alarak, sorunların üzerinden gelmeyi hedefliyoruz. Amacımız geleneksel kitle turizminden, genişletilmiş Mağusa bölgesini deneyimsel turizmin merkezi haline getirmek.

“Deneyimsel turizm”

Deneyimsel turizm, ziyaretçilerin bölgeyi kendi başlarına keşfetmelerini mümkün kılan, yerel insanlarla kaynaşmalarına olanak yaratan bir yöntem. Esnafın birbiri ile rekabet edip, birbirini alt etmesi üzerine değil, işbirliği yaparak yeni sinerji alanları yaratabileceği bir yöntem. Böylelikle turist sadece bir kez değil, aynı istikamete birçok kez gelmek isteyebileceği bir yöntem. Kitle, deniz, kum yerine deneyimsel turizm bölgenin ekolojik, tarihi yapısıyla da uyumlu bir turizm biçimi.

Rehberlere yaptığımız gibi Mağusa ve Derinya esnafına da bu konuda eğitim veriyoruz. Onlarla bu vizyonu oluşturup, ihtiyaçlarına yönelik destek sağlıyoruz. Bu ürün geliştirme, pazarlama, danışmanlık veya sosyal medya tanıtım desteği de olabilir. Tüm bunları eş zamanlı olarak yaparak turistler için tam bir deneyimin yaşatılması için hali hazırda herkes birbiriyle dayanışma içinde çalışıyor. Kadın derneklerinin üretimlerini turizmin bir parçası haline gelebileceği bir alan yaratmaya çalışıyoruz mesela. Yaş, cinsiyet, sınıfsal katmanları kapsayan bir ekonomik işbirliğinden bahsediyorum.  Bence bu Kıbrıs’ta çok alışık olmadığımız bir biçimde yaratılmış bir işbirliği ekonomisi. Üstelik hem toplumdaki farklı katmanları, hem iki toplumu bir araya getiriyoruz.
Tüm çalışmaları yaparken, Derinya kapısındaki meseleye takılıyoruz. Şimdi tüm bu ekonomik, sosyal faktörlerden sonra çıkıp tepeden biri gelip askerin hassasiyetlerinden bahsediyor. Sarfedilen çabayı görmeden, bilmeden boş biçimde alternatifler üzerine konuşanlar var. Eğer ülkenin sürdürebilir olarak gelişmesini, kalkınma alanı yaratılmasını, üretimi, toplumlararası işbirliğini istediğinizi söylüyorsanız biz planı hazırladık. Bütün gününü alanda geçiren biri olarak açık yüreklilikle söylüyorum, böyle bir hava yaratılmışken güvenlik bahaneleri sunmak ve kapının açılmasıyla ilgili bahaneleri artık sadece saçmalık olarak görüyorum.