Bu Kez Heceleyerek, Belki Anlaşılır: “U – TA – NI – YO – RUZ!”

“Vazgeç bu memleket işlerinden be gardaş” diye başlar cümleler, sonra da “bir şey değişeceği yoktur ya!” diye devam eder…

Kıbrıs’ın ve Kıbrıslının klasik muhabbetidir, o yüzden bir süre sonra laf anlatmanıza bile gerek yoktur. Yolunuza bakarsınız. Çünkü bir şey değişmez diyenlere inat, sürekli bir şeyler değişmektedir. Her değişim bu adada hayatını sürdürmeyi hedefleyenlerin huzursuzluğu ile sonuçlanmaktadır. Politik anlayış ve ahlak ada yarısını aşmasını beklersiniz, ancak tam tersine ahbap çavuş ilişkisinin ötesine bile geçmez.

Derinya kapısı meselesinde iki yılda bir kapı açamamanın acizliği bir kenara, şimdi acizliğin üstüne utanç ekliyoruz bu plajı açarak.

Ayranımız yok içmeye zurnayla gidiyoruz “yüzmeye!”

İlk kulağımıza çalındığı günden beri her fırsatta dile etki sahibi olan herkese anlatmaya çalıştığım bir meseleydi, Derinya plajının yaratacağı olumsuz etki. Derinya Belediye başkanının kulağımla duyduğum sahili ortak işletime açalım fikrine rağmen, tek taraflı adım attı Türk tarafı.

Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı olduğu süre içinde, mutlu olduğum, mutsuz olduğum, sinirlendiğim, yatıştığım, delirdiğimi düşündüğüm birçok olay yaşandı. Tüm bunlar farklı ideolojik yaklaşımlarla, taktiksel farklılıklarla ya da bilgi eksikliğinden kaynaklı olabilir. Sonuçları ne olursa olsun tümünde “biz haksız” Cumhurbaşkanı ve ekibi de “haklı” olabilirdi. Ancak, Derinya Plajı konusunda ilk kez Cumhurbaşkanı tamamen sessiz kalmayı seçmektedir. “Utanılacak” bir şey yapılacak ve başkan buna ses çıkarmamayı tercih etmektedir.

Ona oy verenler ve destekleyenlere sessiz kalarak tüm ada adına “utanılacak” bir şey yapmaktadır.

Bu utanç sadece Kıbrıslı Rumlarla ilgili değildir. 100 memleketten insanın yaşadığı kentteki tüm insanlara karşı yapılmış bir hatadır.

Çünkü uygulama ırk ve millet ayrımcılığına dayanmaktadır. Irkçılık ve ayrımcılık suçtur. Evrensel insan haklarına aykırıdır! İnsan haysiyetini ve vicdanına saygı barındırmamaktadır.

Derinya plajı bir turizm hamlesi değildir. Çünkü bu plaj turizme kapalı olacaktır.

Böyle bir şeyi başarı olarak ortaya koymak sadece ve sadece milliyetçi bir fanatizm, faşist aklın büyük cümbüşü, tutsak tutulan kentte öldürülen umutların üstüne yapılan ölüsevici bir ilişkidir!..

Başka da bir şey değildir!

Yüz yıllar önce kozmopolit hali seyyahların kitaplarına giren, sokaklarında onlarca dil konuşulduğu anlatılan kentti Mağusa. 2017 yılında Mağusa’ya ırkçı ve ayrımcılığa dayalı bir plajıyla anılacak.

74’de Maraş’ın tutsak edilmesiyle bir zombiyle yaşamak vicdanımızı zorluyordu. Şimdi ölüsevicilerin fantezilerine kurban edilmesi, ırkçı ve ayrımcı bir uygulama utanmamıza sebep oluyor. Konuşmasını beklediklerimizin ise sessiz kalması acı bir duyguyla şaşırmamıza sebep oluyor çünkü o şarkıda dediği gibi:

“Utan

Utan

Utanmayan İnsan Olur mu lan?”

Bir Açık Mektup…

Mağusa İnisiyatifi olarak Bu mektubu önce Kıbrıs Gazetesi yazarı Hasan Hastürer’e gönderdik. Ardından, şeffaflık adına Mağusa İnisiyatifi’nin sosyal medya sayfaları ve web sayfasına yerleştirdik. Kendi blog sayfamda paylaşmamın nedeni, içerik itibarı ile birçok konuyla cevap vermiş olmasıdır.

29/09/2015

Sevgili Hasan Hastürer,

Son iki gündür köşenizde ciddi bir biçimde Kıbrıs konusunu, özelde de Derinya kapısını ele aldığınızı takip ediyoruz. Sizin toplumun nabzını yoklamak, onların endişe ve beklentilerini anlamaya yönelik yeteneğiniz kuşkusuz ki adamızın en çok okunan köşe yazarlarından biri olmanıza yarar sağlamıştır. Ancak son yazılarınızda, şaşırtıcı bir biçimde kamuoyunun hassasiyetlerini, taleplerini ve beklentilerini görmezden gelerek ortaya koyduğunuz görüşleri okuduğumuzu ve kaygı duyduğumuzu belirtmek isteriz.

27 Eylül ve 28 Eylül tarihlerinde yayınlanan yazılarınızda üç ana noktaya yer verdiğinizi gözlemledik.

Bunlara özet olarak baktığımızda iddialarınız:

1) Sınır kapılarının yeteri kadar işe yaramadığına,

2) Derinya Kapısının ağırlıklı olarak Kıbrıslı Rumların talebi olduğuna

3)Güneye geçişlerde Kıbrıs’ın Kuzeyinde yaşayıp, geçişleri engellenen KKTC vatandaşlarının geçemeyecek olmasından ötürü bu kapının en azından o insanlar nezdinde anlamsız olduğuna yönelik vurgu yapmaktasınız. 

Kapıların güven yaratıcı önlemler ile bağlantısının hali hazırda sadece Mağusa İnisiyatifi aktivisti olan bizler değil, aynı zamanda Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi’nin Kıbrıs Raporu’nda da yer almıştır. Aynı rapor güneye geçemeyen KKTC vatandaşlarının da dolaşım ve hareket özgürlüğüne yönelik bir kısıtlama olduğuna vurgu yapmakta ve Kıbrıs Cumhuriyeti otoriteleri eleştirilmektedir.

Bu noktada, tarafsız gözlemcilerin görüşleri de artırılacak olan geçiş noktalarının toplumlararası ilişkilere olumlu etki yaptığını ortaya koymakta, süregelen belli uygulamaların ise “insan haklarına aykırı olduğunu” vurgulamaktadır. Bu noktada, Mağusa İnisiyatifi olarak biz de hemfikiriz. Serbest dolaşım kişisel bir haktır, bunun insan haklarına aykırı olarak sınırlandırılması yanlıştır.

Ancak Derinya Kapısı ile ilgili olarak, Mağusa İnisiyatifi tarafından ortaya konulup Kuzey Kıbrıs’taki “Sağ ve Sol” birçok siyasi partinin üst seviyede aktif katılımla desteklediği, esnafın ilk kez hep birlikte kepenk kapatarak bu düzeyde mobilize olduğu “Derinya Kapısı Açılsın” eyleminin ağırlıklı olarak Rumların talep ettiği bir mesele olarak ortaya koymak, öncelikle ortadaki Kıbrıslı Türk iradesini hiçe saymak anlamına gelmektedir. Benzeri bir tutumun bazı siyasi seçkinler tarafından da yapıldığını düşündüğümüz zaman bu konunun son derece yaralayıcı olduğunu söyleyebilirim.

Mağusa İnisiyatifi’nin sürdürdüğü aktiviteleri yakından takip ettiğinize yönelik hiçbir kuşkum yok. Özellikle geçtiğimiz haftalarda inisiyatifimiz aktivisti, Okan Dağlı’nın görüşlerine yer vermiş olmanız da bunun en büyük kanıtlarından biridir.  Bununla beraber bu açıklamayı izleyen günlerde Mağusa’daki çalışma ofisimizde bir kent buluşması gerçekleştirdiğimizi de eklemekte fayda vardır. Onlarca Mağusalı’nın katıldığı açık toplantıda, Derinya kapısı ile ilgili olarak bölge esnafının beklenti içinde olduğunu belirtmekte yarar var. Kent esnafının, özellikle de Suriçi esnafının, bu konudaki hassasiyetini “Kıbrıslı Türklerin” iradesi değilmiş gibi ortaya koymuş olmanız, sanırım alışık olduğumuz Hasan Hastürer tutumunun dışında bir yaklaşımdı. Doğrusunu isterseniz bu bizi şaşırttığı gibi, konu ile ilgili fikrinizin oluşmasına neyin sebep olduğunu anlamakta zorlanmaktayız.

Basının yanıltıcı bilgilerin üstesinden gelecek, insanları doğru şekilde bilgilendirecek en önemli aktörlerden biri olduğuna inanıyoruz. Bu noktada, İnisiyatifimiz aktivistlerimizle beraber Derinya Kapısı konusunda, Mağusa’da yaşayan insanlarla birlikte vakit geçirmek için sizi aramızda görmek istediğimizi şimdiden belirtiriz. Çünkü, talihsiz bir biçimde Derinya Kapısı konusunu sadece Kıbrıslı Rumlara yarayacak bir mesele olarak anlaşılmasına sebep olmak istemediğinize inanıyoruz. Ayrıca geçişine engel olunan insanların hakları ihlalini “soğukkanlılıkla” ele almak gerekmektedir. Derinya Kapısı’nın bir güven arttırıcı önlem olduğunu söylerken, bu güven arttırıcı önlemi aynı ülkeyi paylaşacak insanların karşıtlıklar oluşturacağı hale getirmek ne çözüme, ne barışa ne de müzakereleri yürüten Kıbrıslı Türk liderliğine yardımcı olacaktır.

Özetlemekte yarar var, Derinya Kapısı’nın liderlerin gündemine gelmesinde öncülüğü sıradan insanlar yapmıştır. Herhangi bir siyasi liderliğin, partinin değil kişilerin özgür iradesinin bir sonucu olmasından dolayı bu talep bu kadar ciddi bir anlam taşımaktadır. Çok uzun zamandan sonra ilk kez bu eylem gerçekleştiğinde, Esnaf kepenk kapatarak siyasi bir eyleme katılmıştır.

İşin ekonomik kazanım noktasına geldiğimizde ise yazınızda buna yönelik de bir endişe ortaya koyduğunuz ortada. Bununla bir ilki daha yaşadığımızı söyleyebiliriz. Özelde Mağusa genelde ise Kuzey Kıbrıs’ın en önemli sorunlarından biri plansızlıktır. Siz de hem fikir olacaksınız ki, mimarisinden, ekonomisine kadar her şeyin kontrolsüz bir biçimde geliştiği bu ülkede genelde adımlar atılırken, bunun sonraki adımlarına yönelik herhangi bir plan yapılmaz. Buna yönelik doğru insanlar genellikle istihdam edilmez veya mali harcamalar şuursuzca tüketilir. Bu kamu görevi olsa da, kamu sistemimiz maalesef bunu dönüştürmeye yönelik yeteri kadar cesaretli adım atamamaktadır. Mecliste bekleyen Kamu Reformu Yasası da bunun en bariz örneğidir.

Tüm bu dezavantaj devam ederken, bölgeye yönelik Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın başlattığı Renewal projesi önemli bir artı değer sağladı ve genişletilmiş Mağusa bölgesine yönelik bir olanak sağlamıştır. Uygulanan bu proje iki tarafın ilgili siyasi birimlerinin onayıyla gerçekleşmiştir. Yani adı geçen uygulama iki tarafın yerel siyasi erkinin de rızasını barındırır. Öyle tepeden inme, ya da birilerinin uydurduğu bir şey değil, bizzat ilgili makamların da desteğe ihtiyacının onaylanmasıyla ortaya çıkmıştır.

Bu proje dönemlik sözleşme dahilinde 4 kişiyi (2 Mağusalı + 2 Derinyalı) istihdam etmektedir ve  projeyle, kervan yolda düzülür demek yerine Mağusa’nın birleşmesi veya geçiş noktasının açılması durumunda bölge potansiyelinin nasıl geliştirilmesi gerektiğine yönelik kapasite arttırımına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Yani plansızlığa karşı bir plan ortaya koyulmaya çalışılmaktadır. Bahsi geçen çalışmalar kapsamında, genişletilmiş Mağusa bölgesinin federal bir devlette, işbirliği içinde çalışmaya uygun biçimde hazırlık çalışmalarını yürütmesi hedeflenmiştir. Kentin mukayeseli üstünlüğünün turizm olacağını hesaba kattığımızda, ekonomik alanlara yönelik çalışmalarımızı turizm öncülüğünde gerçekleştirirken, tur rehberlerinden, gençlere ve esnafa kadar toplumun birçok kesimine çeşitli konularda ücretsiz eğitim ve danışmanlık hizmet sağlanmasına yönelik çalışmalarımız sürmektedir.

Aynı zamanda sürdürülen bu çalışma güneyde Derinya, kuzeyde ise Mağusa Belediyeleri tarafından desteklenmektedir. Böylelikle başına buyruk bir dönüşüm değil, toplumun tüm katmanlarını kapsayan bir yöntem dahilinde hareket ettiğini belirtmekte yarar vardır.

Tahmin edebileceğiniz gibi, toplumsal kazanım için gerekli hizmetlerin ve teknik desteğin sağlanması bir süreçtir ve bu sürecin gerçekleşmesi için mali desteğin bir biçimde sağlanması gerekmektedir. Bu noktada, aslında birilerinin uluslararası hibe programına başvuru yapmadığını da belirtmek gerekmektedir. Geçtiğimiz yıllardan beridir, gerek Mağusa İnisiyatifi gerekse MAGEM (Mağusa Gençlik Merkezi)  ve MASDER (Mağusa Suriçi Derneği) öncülüğünde ortaya çıkan aktif sivil toplum yapısı, çözüm yönünde kararlı ve inatçı tutumuzun bir getirisi olarak böyle bir stratejinin ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP-ACT) bölgede stratejik iki partner belirleyip (MASDER ve Anagennisi) onların kabullenebileceği bir çalışma yapmayı tercih etti. Üstelik bu çalışmalar da detaylı bir analiz yapıldıktan sonra bir proje haline getirildi. Bu çalışma önceki Belediye Başkanı Oktay Kayalp’ın da desteklediği bir çalışma olarak başlayıp, bugün hala daha Mağusa Belediye Başkanı İsmail Arter’in desteğine sahiptir.

İşin özeti, yürütülen proje, konuya değil coğrafik bir alana hitap etmektedir. Yerel yönetimlerden, merkezi yönetime ve uluslararası aktörlere kadar herkesin rızası ile yürütülmektedir ve çok katmanlı bir biçimde sivil toplum, gençlik, işletmeler ve turizme yönelik çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmaların ortaya koyduğu gerçeklerden bir tanesi de kentin hem coğrafik olarak hem de sosyo-kültürel alanda birleşmesine Derinya kapısının açılmasının büyük bir katkı koyacağı şeklindedir. Turizm ve dolayısıyla ekonominin bundan oldukça olumlu etkileneceğine dair birçok uzman kişinin görüşleri mevcuttur. Yani sonuç olarak kapının açılmasıyla kentin sadece fiziki anlamda değil çoklu bir amaçla –yani sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi alanlarda- birleşmesine katkı koyacağını gerçeğini yadsımak mümkün değildir.

Tüm bu alanlarda yüzlerce insan etkinliklere katılmış, bugüne kadar da onlarca etkinlik yapılmıştır. Bu etkinliklerin gerçekleşmesi sırasında çalışırken bölgedeki sorunlarla ilgili olarak mesai yapan bir ekip oluşmuştur. Daha önce bölgede böyle bir ekip oluşturulmamıştır. Bu yüzden de bir ilki temsil etmektedir. Ekibin oluşumu da herhangi bir atama veya ahbap-çavuş ilişkisi üzerinden değil, gazetelerde ve internette yayınlanan ilanların ardından, başvurular arasında UNDP ekibinin yaptığı mülakatların sonuçlarınca belirlenmiştir. Tüm bunlar olurken, dahil olmak istediğimiz uluslararası hukuk sisteminin ilkelerine göre tercihler yapılmakta, bu eksende aktiviteler düzenlenmektedir. Her ne kadar da dış-finansman destekli projelerin topluma etkisi sınırlı olsa da, bu sefer gelenekselin dışında bir sonuçla karşılaşarak, ciddi bir artı değer sağlanmış durumdadır.

İşte tüm bunlar olurken, bu çabanın “yabancı kaynaklarla” desteklendiğine yönelik tepki vermek, bazen gerçekliğimizi unutmamıza neden olmaktadır. Bugün Kuzey Kıbrıs’ta harcadığımız her kuruş da başka bir ülkenin kaynakları sayesinde gerçekleşmektedir. Kamu sektörü bu alınan her kuruşun karşılığını verebiliyor mu? Kamu kaynakları en etkin bir biçimde kullanılıyor mu? Bunları siz de yakından takip ediyorsunuz. Eminim bizden daha kapsamlı cevaplar verebilirsiniz. Ancak bu proje özelinde esas hedefimiz alnımızın akıyla toplumları yakınlaştırmaktır. Bu güne kadar farkında olmadığımız hatalarımız olmuş olabilir, ancak projenin başladığı ilk günden bu güne kadar emek ve özveriyle beklenen sonuçları en üst seviyeye çekmeyi başardığımızı söylemekte fayda görüyorum.

Renewal projesinin durumu budur ancak burada bir paragraf açıp bir konuyu daha açıklamakta yarar görüyoruz. Bildiğiniz gibi Mağusa İnisiyatifi bırakın uluslararası bir kuruluştan bir kuruş destek almayı, kayıtlı bir dernek dahi değildir. Bu yüzden aktivistlerinden aidat dahi toplamamaktadır. Yapılan etkinliklerin masrafları aktivistlerin katkılarıyla gerçekleşmektedir.

Açılacak olan kapının potansiyelinin tam olarak nasıl kullanılması gerektiği kabul ederken, buna yönelik bir yol haritası olması gerektiğine de inanıyoruz. Bunun gerçekleşmesi ekonomik anlamda da kapıların etkin bir fayda sağlaması ile doğrudan ilişkilidir.  Bu noktada, Mağusa İnisiyatifi maalesef bunu gerçekleştirecek kapasiteye sahip değildir. Benzeri bir biçimde, bununla ilgili olarak yerel yönetimlerin de karşılıklı çalışması verili koşullarda mümkün değildir. Bu noktada, yine Kıbrıs Sorunu karşımıza çıkmakta ve iç siyasetin ötesinde bir noktadan destek sağlamakta, toplumsal dönüşüme katkı koymak için gerekli araçların en önemli bölümü olan maddi desteği sağlamaktadır.

Her zaman şüpheci yaklaşmakta yarar var. Tabii ki verilen bu maddi destek etkin araçlarla birleşmez, iyi niyet kötüye kullanılırsa, toplumlararası yakınlaşmaya yönelik beklentilere büyük zarar verebilir. Ancak, bunun farkındalığı ve olgunluğu ile hareket ederken, yapacağımız tek bir yanlış adımın gerek Mağusa İnisiyatifi’nin gerekse de kötü niyetle Mağusa İnisiyatifi’nin bölgede yarattığı olumlu havaya zarar verme potansiyeli olanlara fırsat tanıyacağının farkındayız. Bu yüzden de böyle bir şey yaratmanın bölgenin gelişmesine verilebilecek en büyük zarar olacağını inanırken, ne küçük siyasi hesaplar peşinde koşanlara, ne de hınç ile beslenenlere fırsat vereceğiz.

Umarım kaygılarınızı, kuşkularınızı ve rahatsızlıklarınızı bir nebze olsun rahatlatacak bir cevap vermeyi başardık.

Daha önce de belirttiğimiz gibi, sizi konuyu daha yakından konuşabilmek için Mağusa’ya bekleriz. Belki esnafla, gençlerle, kadınlarla bir araya gelip, meseleyi onların gözünden dinlerseniz Mağusa’da neler olduğunu daha iyi anlatabilir, kaygımızı ve kavgamızı daha geniş kitlelere yayabiliriz.

En iyi dileklerimizle

Mertkan Hamit

Mağusa İnisiyatifi Aktivisti

‘Mağusa turizmi’ için proje hazır, ancak GÖZLER BARİKATTA

9 Eylül tarihinde Yeni Düzen gazetesinde yayınlanan röportaj… Derinya Kapısı’nın önemi ile ilgili belli başlı noktalara odaklanıyor…

‘Mağusa turizmi’ için proje hazır, ancak GÖZLER BARİKATTA

Mağusa İnsiyatifi Aktivisti Mertkan Hamit, Mağusa’nın ekonomik darboğazından kurtulması için Derinya Kapısı’nın açılması gerektiğine vurgu yaptı, Mağusa için Kuzey’den ve Güney’den iki derneğin birlikte yürüttüğü “Renewal projesini” YENİDÜZEN ile paylaştı: “Üretim, kalkınma ve sürdürülebilirlik için proje hazır”

• “UNDP-ACT tarafından desteklenen Renewal projesi teknik anlamda genişletilmiş Mağusa bölgesi için ekonomik ve sosyal anlamda ortak bir vizyonun oluşmasına yönelik çalışmalar yapıyor. Gençlik, sivil toplum ve işletmelere yönelik üç alanda çalışıyoruz. Bu kapsamda, verilere dayanarak Derinya kapısının iki taraf için de ekonomik getiri sağlayacağını öngörüyoruz”

• “Turizme yönelik daha stratejik bir çalışma yapıyoruz. Mağusa’da turizmin gelişmesinde engel olan temel bulgularımız sınırlı yatak kapasitesi, olmayan kent planı, sınırların olması gibi noktalar. Ayrıca anlamlı bir turizm stratejimiz de yok. Bu eksiklikleri gidermek amacıyla çok boyutlu bir strateji oluşturduk.”

• “Eğer ülkenin sürdürebilir olarak gelişmesini, kalkınma alanı yaratılmasını, üretimi, toplumlararası işbirliğini istediğinizi söylüyorsanız biz planı hazırladık”

• “Derinya turizm haritasında yoktu. Biz yarattığımız yeni güzergahta Derinya’dan Salamis’e kadar olan genişletilmiş Mağusa bölgesini tek rota haline getirdik. Protoras / Ayianapa’da yaşayan turistlerin Derinya – Mağusa – Mormenekşe güzergahında tam gün geçirmesi, Girne’deki turistlerin ise Derinya’ya gidebileceği bir plan çizdik.”

• “Güneyden ve kuzeyden onlarca operatör ile görüştük ve tümü bu güzergahta iş yapmakta niyetli olduğunu söyledi. Hatta güneyde kış turizmi yapan bazı operatörler kasım ayı itibariyle bunu uygulamak istiyor”
Didem MENTEŞ

Kıbrıs’ın kuzeyinde ve güneyinde eş zamanlı eylem yapılarak, geçişlere açılması için ortak çağrıda bulunulan Derinya Kapısı’nın ekonomiye katkı sağlayacağı noktasında sivil toplum örgütleri projeler geliştiriyor. Kapının açılması yönünde çıkan pürüzlere rağmen sivil toplum örgütlerinin, iktidarlar olmadan da bir şeyleri değiştirebileceğine inan Mağusa İnsiyatifi Aktivisti Mertkan Hamit, Mağusa’nın ekonomik darboğazından kurtulması için Derinya Kapısı’nın açılmasının önemine değindi.

Mağusa ekonomisine yönelik UNDP-ATC destekli Renewal isimli bir proje üzerinde çalışıldığını vurgulayan Hamit, kendisinin de danışmanlık yaptığı projenin, kuzeyden MASDER, güneyden de Anagennisi derneklerinin işbirliğiyle ortaya çıktığını söyledi.

Mağusa bölgesi için ekonomik ve sosyal anlamda ortak bir vizyonun oluşmasına yönelik çalışmalar yapıldığını anlatan Hamit, gençlik, sivil toplum ve işletmelere yönelik üç alanda çalışmaların sürdüğünü aktardı.

Turizme yönelik ise daha stratejik bir çalışma yapıldığını anlatan Mertkan Hamit, proje kapsamında yerel iştirakçilerle (rehberler, belediye, dernekler, esnaf) ile beraber çalıştıklarını aktardı.

Hamit, amacın geleneksel kitle turizminden, genişletilmiş Mağusa bölgesini deneyimsel turizmin merkezi haline getirmek olduğunu vurguladı.

Hamit, “Eğer ülkenin sürdürebilir olarak gelişmesini, kalkınma alanı yaratılmasını, üretimi, toplumlararası işbirliğini istediğinizi söylüyorsanız biz planı hazırladık. Bütün gününü alanda geçiren biri olarak açık yüreklilikle söylüyorum, böyle bir hava yaratılmışken güvenlik bahaneleri sunmak ve kapının açılmasıyla ilgili bahaneleri artık sadece saçmalık olarak görüyorum” şeklinde yorumladı.

Mağusa İnsiyatifi Aktivisti Mertkan Hamit, Derinya Kapısı’nın açılmasının önemine vurgu yaparak, iki toplumlu yürütülen Renewal projesini YENİDÜZEN ile paylaştı.

——————————————————————————————————

“Asker deyip konuyu kapatmamak gerek. Çünkü siyasetin başladığı nokta buradadır”

• YENİDÜZEN: Mağusa’dan bakınca iki toplumlu ilişkilerin durumu ne ?
• M.HAMİT:
Mağusa son yıllarda iki toplumlu yakınlaşmanın merkezi rolünü oynadığına inanıyorum. Bunun birçok sebebi olabilir. Ancak benim için açık olan Mağusa’nın, kuzeyi ve güneyini de kapsayacak biçimde gelişen organik sivil toplum hareketine sahip olmasıdır. İki toplumlu çalışmaların merkezinde gibi görünen ara bölgelere hapsedilmek yerine, insanların hayatlarına dokunan bir biçim aldığı için son derece önemli. Buradaki kıyaslama hali hazırda Lefkoşa’da var olanı değersizleştirmek için değil ancak ortaya çıkan iki toplumlu işbirliğinin niteliği ile ilgili farklılığı ortaya koymak için yapıyorum.

• YENİDÜZEN: Bahsettiğiniz farkı önemini daha fazla açar mısınız ?
• M.HAMİT:
İktidar olmadan bir ülkeyi, bir kenti, bir şeyleri değiştirmenin mümkün olduğuna  inanıyorum. Mağusa İnisiyatifi, MAGEM gibi örgütlerin, kendi adına örgüte dahil olmadan çalışan insanların geniş bir Mağusa bölgesinde işbirliği ile siyasete yaklaşımı farklılaştırdığını yaşıyoruz. Dünya haritasında minicik bir noktayı eğer dünyanın farklı yerlerinden gazeteciler gelip bir şeyler yazmak istiyorsa, diplomatlar toplantı yapmak için Mağusaya geliyorsa ve tüm bunları yaparken Mağusa İnisiyatifi ile temas kurmak istiyorsa burada bir şeyler oluyor demektir.

YENİDÜZEN: Yerel olarak bir şey başarıldığına inanıyor musunuz ?
• M.HAMİT:
İktidar olmadan bir şeyleri değiştirdiğimizi Derinya kapısı konusunda yaşadık. Bugün Derinya kapısının açılmasına kim karşı geliyor? Sokakta bütün siyasi partiler vardı. Birçok sivil toplum örgütü vardı. Esnaf kepenk kapattı. Esnafın en son ne zaman kepenk kapattığını hatırlıyor musunuz? Bir araya gelmesini hayal etmediğiniz gruplar ortak bir biçimde yalın bir talebi ortaya koydu: Derinya Kapısı Açılsın! Bu kadar basit bir şey. Üstelik sadece kendi kendimize yapmadık bunu, kuzeyi örgütlediğimiz gibi güneyle de beraber çalıştık. Birkaç sembolik kişi değil kitleler olarak kapının iki tarafında eş zamanlı eylem yapıldı. Zaten açılacaktı, o yüzden herkes katıldı deyip değersizleştirmek isteyenler oldu. Oysa ki durum öyle değil. Oluşan baskı liderleri adım atmaya ittiği artık ortada. O kadar kolay bir karar olsaydı, iş de sonuca bağlanırdı. Şimdi pürüzler var.

Pürüzü kim çıkarıyor ?
• M.HAMİT:
Asker. Ancak asker deyip konuyu kapatmamak gerek. Çünkü siyasetin başladığı nokta buradadır. Eğer demokratik bir yerde yaşıyorsak, hukukun üstünlüğü varsa, siyasilerin de bu noktada gerekli pozisyonlarını netleştirmesi gerek. Şimdi demokratikleşmenin mücadelesini verdiğini söyleyen parti iktidarın ortağı ancak asker “hayır” dediğinde aynı partinin başkanı çıkıp “Askerin hassasiyetlerinden” bahsediyor. Bu nedir? Bunu anlamak benim için mümkün değil. Hem barış, demokrasi deyip hem de askerle saf tutmak ne pragmatizmle ne de kurnazlıkla açıklanabilir. Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı rahatlatmak için yapılmış bir hamle yapıldığı düşünülüyorsa o da yanlış. Çünkü Derinya kapısı mevcut güzergâhında açılamadığı sürece yine zarar gören öncelikle Kıbrıslı Türk liderliği olacak. Eğer CTP çözüm ile ilgili samimiyetini ortaya koymak, Mustafa Akıncı’ya destek olmak istiyorsa ilk önce kendi gidip bu konuda halkın talebini savunurdu. Böylelikle Mustafa Akıncı’da halkının liderliğini yaptığı için askerin hassasiyetlerine değil, halkın ihtiyaçlarına yönelik hareket etmesi gerektiğini ortaya koyacak alana da sahip olurdu. Tam tersi böyle niyetlere hizmet etmiyor. Tabi tüm bu söylediklerim, hukukun üstünlüğünü var saydığımızda geçerlidir. Birileri çıkar  “zaten öyle bir şey yok. Bu koşullar işgal koşullarıdır o yüzden ben askerin dediğini yaparım, halkın iradesi de beni ilgilendirmez” derse, o zaman adadaki barış mücadelesinin yöntemi de değişir.  Mağusa İnisiyatifi olarak adadaki verilecek mücadelenin çok taraflı olduğuna inanıyoruz. Ne askeri işgal var deyip, demokratikleşme ile ilgili yöntemler uzaklaşmak tek başına yeterlidir, ne de kuru bir pragmatizm belirleyip meseleyi sadece bir diplomatik oyun olarak görmek anlamlıdır. Bu ülkede özlenen çözüm kolay gelmeyecek, bunu biliyoruz ancak liderlik mümkün olanı başarabilmektir, zor olanları ortaya koyup hiçbirşeyi yapmayanlar bu ülkeyi bölmek isteyenlerdi. Açık yüreklilikle niyet ortaya konulsun amaç bölmek mi birleştirmek mi. Biri çıkar da doğru olan şeyi, askerin veya başka ülkelerin çıkarlarına göre filtrelediği sürece kim iyi niyetine inansın, neden inansın?
Derinya kapısı konusunda hassasiyetler Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için de tektir. Alternatifi yoktur. Toplumun iradesi ile yapılacak olanı yapmalısınız. Ya da toplumun iradesi sizi fırsat bulduğunda günahlarınızla mahkum eder. Bence mesele bu kadar basit.

“Derinya Kapısı iki taraf için de ekonomik getiri sağlayacak”
• YENİDÜZEN: Derinya Kapısı gerçekten Mağusa için ekonomik olarak bir getiri sağlayacak mı ?
• M.HAMİT:
Tabi ki. Bununla ilgili olarak ciddi bir çalışma içindeyiz, ekonomik boyutuyla ilgili çalışmalar Renewal isimli proje üzerinden gerçekleşiyor. Proje, kuzeyden MASDER (Mağusa Suriçi Derneği) güneyden Anagennisi isimli derneklerin işbirliğinde ortaya çıktı. Özet olarak projeden bahsedecek olursam, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP-ACT) tarafından desteklenen Renewal projesi teknik anlamda genişletilmiş Mağusa bölgesi için ekonomik ve sosyal anlamda ortak bir vizyonun oluşmasına yönelik çalışmalar yapıyor. Gençlik, sivil toplum ve işletmelere yönelik üç alanda çalışıyoruz. Bu kapsamda, verilere dayanarak Derinya kapısının iki taraf için de ekonomik getiri sağlayacağını öngörüyoruz. Üstelik bu öngörüyü yaparken, bir adım daha atıp iki taraftaki esnafı piyasa anlayışına terk etmek istemiyoruz, bu öngörüye dönük olarak esnafı ve işletmeleri de hazırlıyoruz. Onlarla da yoğun bir biçimde çalışıyoruz.
• Turizme yönelik daha stratejik bir çalışma yapıyoruz. Bana göre Mağusa’nın geleceği turizmdedir, kapının açılması etrafında tabanda oluşan bu siyasi, ekonomik ve sosyal beklenti ise ileriye dönük ortaya çıkacak olumlu resmin ilk adımıdır.

• YENİDÜZEN: Turizme yönelik çalışmada kimler çalışıyor ?
• M.HAMİT:
Ben şu an bu projede yerel danışman olarak çalışıyorum. Proje ekibinde çalışan 2 Kıbrıslı Türk 2 Kıbrıslı Rum arkadaşımız var. Turizm boyutuyla kapsamlı bir biçimde ve yerel iştirakçilerle (rehberler, belediye, dernekler, esnaf) beraber çalışıyoruz. Turizm bacağını daha önce Kıbrıs Turizm Organizasyonu’nun direktörlüğünü yapan bir arkadaşımız Phoebe Katsouri dışarıdan danışman rolünde yapıyor.

• YENİDÜZEN: Turizm bacağının içeriği ne ?
• M.HAMİT:
Mağusa’da turizmin gelişmesinde engel olan temel bulgularımız sınırlı yatak kapasitesi, olmayan kent planı, sınırların olması gibi noktalar. Ancak tarihi eserler, deniz ve insanların turizme dönük bir şeyler yapma isteği ise güçlü yanları. Ayrıca anlamlı bir turizm stratejimiz de yok. Bu eksiklikleri gidermek amacıyla çok boyutlu bir strateji oluşturduk. Öncelikle taraflar arasında işbirliğinin öneminin farkındayız bu yüzden genişletilmiş Mağusa bölgesi için ortak bir gezi rotası hazırladık. Uzun zamandır güneyden kuzeye gelen turistler için Mağusa bir durak noktasıydı ancak geçirilen süre sınırlıydı, Derinya ise turizm haritasında yoktu. Biz yarattığımız yeni güzergahta Derinya’dan Salamis’e kadar olan genişletilmiş Mağusa bölgesini tek rota haline getirdik. Protoras / Ayianapa’da yaşayan turistlerin Derinya – Mağusa – Mormenekşe güzergahında tam gün geçirmesi, Girne’deki turistlerin ise Derinya’ya gidebileceği bir plan çizdik. Güneyden ve kuzeyden onlarca operatör ile görüştük ve tümü bu güzergahta iş yapmakta niyetli olduğunu söyledi. Hatta güneyde kış turizmi yapan bazı operatörler kasım ayı itibariyle bunu uygulamak istiyor. Gelecek yılın yaz turizminde ise güneyden bu güzergaha talebin yoğun olacak. Bu iyi niyet talebi değil, milyonlarca turist getirme kapasitesine sahip operatörler bu yönde istekli. Operatörlerin iştahı biraz da Derinya Kapısı açılınca maliyetlerin düşmesiyle kabarıyor. Bu yüzden Derinya’dan yolu uzatmadan doğrudan geçmek çok önemli. Bu noktada Mağusa’nın ekonomik darboğazından kurtulması için alan turizmse, bu alanı açacak olan şey de geçişin kolaylaştırılmasıdır.
Tabi  bu çalışmada sadece operatörlere odaklanmıyoruz. Aynı zamanda turist rehberlerine yönelik de çalışmalar yapıyoruz. KITREB ile temas halinde eğitim programı başlatıyoruz. Kuzey – Güney arası turizm ilişkilerinde rehberlerin ortak eğitim alarak, sorunların üzerinden gelmeyi hedefliyoruz. Amacımız geleneksel kitle turizminden, genişletilmiş Mağusa bölgesini deneyimsel turizmin merkezi haline getirmek.

“Deneyimsel turizm”

Deneyimsel turizm, ziyaretçilerin bölgeyi kendi başlarına keşfetmelerini mümkün kılan, yerel insanlarla kaynaşmalarına olanak yaratan bir yöntem. Esnafın birbiri ile rekabet edip, birbirini alt etmesi üzerine değil, işbirliği yaparak yeni sinerji alanları yaratabileceği bir yöntem. Böylelikle turist sadece bir kez değil, aynı istikamete birçok kez gelmek isteyebileceği bir yöntem. Kitle, deniz, kum yerine deneyimsel turizm bölgenin ekolojik, tarihi yapısıyla da uyumlu bir turizm biçimi.

Rehberlere yaptığımız gibi Mağusa ve Derinya esnafına da bu konuda eğitim veriyoruz. Onlarla bu vizyonu oluşturup, ihtiyaçlarına yönelik destek sağlıyoruz. Bu ürün geliştirme, pazarlama, danışmanlık veya sosyal medya tanıtım desteği de olabilir. Tüm bunları eş zamanlı olarak yaparak turistler için tam bir deneyimin yaşatılması için hali hazırda herkes birbiriyle dayanışma içinde çalışıyor. Kadın derneklerinin üretimlerini turizmin bir parçası haline gelebileceği bir alan yaratmaya çalışıyoruz mesela. Yaş, cinsiyet, sınıfsal katmanları kapsayan bir ekonomik işbirliğinden bahsediyorum.  Bence bu Kıbrıs’ta çok alışık olmadığımız bir biçimde yaratılmış bir işbirliği ekonomisi. Üstelik hem toplumdaki farklı katmanları, hem iki toplumu bir araya getiriyoruz.
Tüm çalışmaları yaparken, Derinya kapısındaki meseleye takılıyoruz. Şimdi tüm bu ekonomik, sosyal faktörlerden sonra çıkıp tepeden biri gelip askerin hassasiyetlerinden bahsediyor. Sarfedilen çabayı görmeden, bilmeden boş biçimde alternatifler üzerine konuşanlar var. Eğer ülkenin sürdürebilir olarak gelişmesini, kalkınma alanı yaratılmasını, üretimi, toplumlararası işbirliğini istediğinizi söylüyorsanız biz planı hazırladık. Bütün gününü alanda geçiren biri olarak açık yüreklilikle söylüyorum, böyle bir hava yaratılmışken güvenlik bahaneleri sunmak ve kapının açılmasıyla ilgili bahaneleri artık sadece saçmalık olarak görüyorum.

5 Soruda Kuzey Kıbrıs Seçimleri…

5

Soruda Kuzey Kıbrıs Seçimleri ?

1

İlk turda hangi adaylar ön plandaydı ?

 hqdefault (3)

İlk turda 4 aday ön plandaydı. İlk turun sonuçlarına göre bu 4 aday şu şekilde sıralandı

1- Derviş Eroğlu 28,5

2- Mustafa Akıncı 26.92

3- Sibel Siber 22.54

4 – Kudret Özersay 21.23

Adayların profillerinin ele alınarak yazılan ve kimin kimin adayı olduğuna yönelik kısa bir yazı burada var ( https://ekopolitix.net/2015/04/17/kim-kimin-adayi/ ) ancak özet olarak şöyle diyebiliriz

Derviş Eroğlu: KKTC içindeki çıkar ilişkilerine dayalı yozlaşık sistemin devamlılığını taahhüt eden kişidir.

Sibel Siber: CTP tarafından desteklenmiş olan, stratejik bir tercihti, genel olarak bir yenilenmeyi temsil ediyor olsa da altı yeteri kadar iyi doldurulamamış olduğundan ikna edici bir seçenek olmamıştır.

Kudret Özersay: farklı siyasi görüşlere sahip birçok kişiyi bir potada buluşturması, sivil toplum ve siyasi temsilcilik / müzakerecilik yetkilerine rağmen TC’nin hariciyesinin arzuladığı adaydır.

Mustafa Akıncı: genel anlamda statüko karşıtlığı ile çözüm ve federasyon iradesini temsil eden kanadın desteğini almıştır.

2

Eroğlu Neden Kaybetti ?

1267

Birçok sebebi olabilir. Öncelikle Eroğlu siyaseti ne genel geçer bir apolitizme (kudret özersay gibi) ne de derin bir sağ ideolojik noktaya (denktaş gibi) dayanır. Eroğlu’nun temel gücü maddi ve manevi destek karşılığında iradeye hakim olmaya dayanır. Bu açıdan 1974 sonrası siyasi iradeyi adam kayırma, rant dağıtımı, devlette iş gibi statükoyu güçlendirecek araçlara dayanır. Eroğlu’nun hiçbir zaman neoliberal bir sağ alternatif olma gibi bir kaygısı da olmamıştır çünkü yarattığı rant düzeni buna da karşıdır.

Gücü kuru ve kaba bir milliyetçiliğin yanında rant ilişkilerinden alan bu sistem, bir taraftan 1974 sonrası Türkiye’den gelen insanların hassasiyetlerini sömürerek varlığını devam ettirebilmiştir.

Uzun süre başkanlığını yaptığı UBP’den de ikinci tur telaşında gelen tepki öncelikle ‘Akıncı kazanırsa Türkiye’den gelen insanları yerinden edecek’ şeklindeydi. Ardından karşıtlarına ‘vatanı satanlar’ denilmiştir. Son olarak Türkiyeye mesaj vermek adına Türkiye’deki muhafazakar iktidarın iç çatışması Erdoğan / Fetullah Gülen arasındaki çatışmayı Akıncıya yıkmak hedeflenmiştir. Bu noktada Akıncı’nın Fethullah Gülen tarafından desteklendiği iddiası ortaya konulmuştur. Eroğlu’nun bu anavatancı siyasetinin artık sadece sol değil sağ seçmen tarafından da kabul görmemesi önemli bir sebep olmuştur. Yani Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ı bir koloni olarak idare etmesindeki rahatsızlık olmuştur.

Bu yüzden Eroğlu aslında irade değil bir ‘iradesizlik’ göstergesi olduğu için kaybetmiştir. Aynı şekilde Kudret Özersay sağ içinde ‘irade gösterebilen sağ’ olabileceği için ciddi bir oy kazanmıştır.

3

Akıncı Neden Kazandı ?

akinci

Birçok neden söylenebilir ancak Mustafa Akıncı ile ilgili tartışmasız en önemli özellik iradeyi temsil etmesiydi. Bununla ilgili olarak seçmenin gözünde sınavı ise seçim sürecinde verdi. Seçim süreci başladığında dört boyutlu çözüm odaklı siyaset vizyonunu ortaya koyduğunda birçokları için ‘maraş’ konusu tehlikeli bir meseleydi. Maraş’ın liman ve hava alanı karşılığında açılması bir al-ver sürecinin dışında güven arttırıcı önlemler paketi olarak görmesi ve bunu son güne kadar sürdürmesi aslında dediğini yapacak bir aday olduğuna dair görüşü güçlendirdi. 5 yıldan sonra siyasi iradeyi yansıtacak liderin seçilmesi önem kazandı.

Özellikle ikinci turda bir diğer önemli nokta ise Akıncı’nın federalist duruşuna olan güvendi. Bu özellikle Kıbrıs’ta barış söylemine inanan ve 2004 yılında %65 oranında irade sergileyen seçmeni ikna eden bir noktaydı. Her ne kadar da 2004 yılında mobilize olan kitlelerin tercihi Mustafa Akıncı olmamış olsa da toplumlararası ilk işbirliğini Lefkoşa Belediye Başkanı olduğu 1978 yılında Lefkoşa Rum Belediye başkanı Lellos ile gerçekleştirmişti.

Belki de en önemli nokta ise geniş sol koalisyon oldu. Özellikle son bir haftada oy oranının 26.9’dan %60.50’a çıkarılmasında CTP kitlesinin desteğinin önemini vurgulamakta yarar var. Seçim kaybetmesine rağmen, seçim değerlendirmesini bir sonraki haftaya bırakıp, seçim süreci boyunca tüm zıtlaşmalara rağmen Akıncı’ya aktif destek verilmesi kararı CTP’nin tarihi kararlarından biri olmuştur. Aslında çözüm siyasetinin hala daha Kıbrıs Türk ilericileri arasında ana birleştirici unsur olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.

4

Bu kadar değerlendirmeden sonra, Mustafa Akıncı’nın seçilmesi umut verici bir gelişme mi?

hope

Tek kelime ile: ‘EVET’

Bonus Soru

5

Türkiye bu gelişme karşısında çözüme katkı sağlar mı ?

Hem Kıbrıslı Türkler hem de Kıbrıslı Rumlar için ortak soru bu. Acaba Türkiye adadaki çözüm iradesini ciddiye alarak uygun adımlar atabilir mi ? Haziran’da Türkiye’de genel seçimler var. O zamana kadar Türkiye’nin seçimlere odaklanacak olması karar alıcı bir politika üretmesini engelleyebilir.

Derkeeeeeennnn….

Recep Tayyip Erdoğan’ın şu açıklaması karşıma çıktı :

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan: Pazar günü KKTC Cumhurbaşkanlığı’na seçilen Mustafa Akıncı’dan, “Yavru vatan değil, kardeş ülkeyiz” sözlerine “Ağzından çıkanı kulağı duymalı” diyerek sert tepki gösteren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a anında yanıt geldi.

Ve Mustafa Akıncı’nın şu açıklaması :

“Ben şunu söylemek istiyorum. Dün sonuçlanan seçimler, benim programımı, düşüncelerimi ve paylaştıklarımı halkıma anlatarak, halkımın onay verdiği düşüncelerdir. Neden rahatsız olunuyor, iki kardeş ilişkisinden anlamakta zorlandım. Yavrunun büyümesini istemiyor mu Türkiye?

Biz hep yavru mu kalalım, ayaklarımızın üzerinde durmasını beceremeyelim mi? Artık yetişkin bir ülke olmayalım mı? Söylediklerimin arkasındayım. Sadece kulaklarımla duymuyorum, kalbimle de beynimle de konuşuyorum. Söylediklerim inandıklarımdır, doğru olandır.

SONUÇ OLARAK

cevap-akinci-profile

Mertkan Hamit

Email: mhamit@gmail.com

twitter: www.twitter.com/mertkancyp

facebook: www.facebook.com/mertkancyp

Kütüphane mi ?

Aşağıdaki fotoğraflar Mağusa’nın güney yarısı Derinya’da toplantı sırasında çekildi. Derinya Belediye binasının üst katı toplantı salonu ve kütüphane. Mega köy Mağusa’nın kuzey yarısında düzgün çalışan bir kütüphane yok, 20 bin öğrencisi var diye övünüyoruz ancak düzgün bir kitap evimiz de yok.

Evet, Mağusa’nın güney yarısındaki küçük bölümü, belediye binasını üst katını kütüphane olarak kullanıyor. Bizim belediye binaları tahsilata uyumlu halde organize ediliyor. Bu anlayış farkı olsa gerek… Kütüphaneye 20 dakikada bir insanlar geliyor. Delirmek içten bile değil. Kütüphaneye gitmek diye bir eylemi unutmuştum oysa ki…
Burada kütüphaneye yaşlılar geliyor, gençler geliyor hatta çocuklarıyla aileler geliyor. Barbaristandan gelen ben, her insan gördüğümde medeniyetin gayriresmi geçitini izliyor gibiydim. İnsanlar kitap verip başka kitaplar alıyor.
Derinya solcu bir bölge. İnsanlar mesleği ne olursa olsun okuyor. Nüfusun çoğunluğu tarım sektöründe çalışıyor. Kırmızı köyler olarak biliniyor bu bölge. Annan Planı’nda AKEL’in kararına rağmen kazan kaldırıp yüksek oranda EVET oyu veren bir yer aynı zamanda, katı komünist parti disiplinine rağmen bildiğini okuyor. Çünkü ‘okumak’ aşina olduğu bir şey.

Yarın ülke yarısında seçim var. Adaylar birbiri ile atıştı, taraftarlar birbirilerine sataştı. Neyse ki yarın ayrışmadan çok birleşmeler ortaya çıkmak zorunda kalacak. Ve tek umudum sonuç olarak kazanan tarafın hiç değilse Derinya kapısını gındırması… Hiç değilse, Derinyalı Mağusalılardan kitap okumayı öğrenebiliriz, belki daha büyük iki dilli ortak bir kütüphane açarız… Neden olmasın ?