Barış İçin Şeffaflık

Crans Montana görüşmeleri Kıbrıs’ın geleceğinin tartışıldığı en önemli toplantılardan biriydi. Farklı ağızlardan Crans Montana görüşmelerine dair bilgileri birleştiriyoruz. Kıbrıs Türk liderliğine yakın kaynaklar Anastasiadis’i, Kıbrıs Rum liderliğine yakın kaynaklar Türkiye’nin güvenlik ve garantilerle ilgili tutumunu başarısızlıkta sorumlu tutuyor.

Hiçbir taraf kendinden kaynaklı sorumlulukları dile getirmiyor. Her iki taraf da cömert davrandığını, karşı tarafın “isteksiz” olduğunu söylüyor.

Bu görüşme sonrası TC, “BM Parametrelerinin” değişmesi gerektiğini savunurken. Kıbrıs Rum tarafı BM parametreleri ile çözüme hazır olduğunu söylüyor. Kıbrıs Türk tarafı siyasi partiler ve belediye başkanları ile toplantı düzenliyor. Herkes zeminini oluşturmaya çalışıyor.

Ancak her iki tarafta da demokratik bir açık söz konusu. Çünkü, halkı temsil eden liderlerin ne görüştüğünü halk tam olarak bilemiyor. İçeriğini bilmediğimiz birçok görüşme gerçekleşti. Şimdi bize bu bilmediğimiz konuyla ilgili taraf olmamızı bekliyorlar. Oysa ki, demokrasinin temeli şeffaflık değil mi? Eğer öyleyse demokrasiyi ortak bir değer olarak benimseyen toplumlar olarak demokratik bir açılım getirecek kadar cesaretimiz var mı?

Sanırım böyle bir adım, ülkenin geleceğinin belirlenmesi ve böylelikle toplumların siyasi özne olarak kararlarını verebilmesi için son derece önemlidir. Karşılıklı dezenformasyon üzerinden yürütülen bu sürecin devamlılığı tarafların niyetleri kadar, tarafların temsil ettiği toplumların da niyetiyle ilgilidir.

Suçlama oyunları için değil, Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum toplumlarının geleceklerine karar verebilmeleri için görüşme tutanaklarının erişilebilir olması gerekmektedir.

Madem ki Crans Montana süreci sonlandı, artık zirveye dair dönüştürülebilecek bir şey kalmamıştır. İhtiyacımız “derin bağlantılı” gazetecilerin, güvendiği kaynaklara değil doğrudan bilginin kendisine erişmektir. Bilgiye eriştiğimiz zaman iktidarlar ve herhangi bir iktidara yakın olanların değil, toplumların kendi aklı karar verecektir.

Bu noktada sivil topluma önemli bir görev düşmektedir. Birleşmiş Milletler’in yürüttüğü zilyon senelik bu süreçte başarısızlığın bir sorumlusu da BM’nin kendisidir. Ellerini yıkayıp yarattıkları belirsizlikten sıyrılabileceklerini düşünmelerine izin vermemek gerekmektedir. Bu yüzden Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların barış içinde bir gelecek kurabilmeleri için “şeffaflık” talep etmeleri gerekmektedir.

Kapalı kapıların ardında değil, şeffaf bir şekilde görüşme tutanakları ele alınmalı, yapılandırılmış gayri-resmi diyalog ortamlarında bu konular detaylı bir şekilde ele alınmalıdır. Liderlerin korkuları ile tıkandıkları noktalardan, toplumların hoşgörü ve kararlılığı ile ilerleyebileceklerini anlamalıdırlar. Karşı tarafın neyi istemediğini öğrenmek, neyi vereceğini bilmek kadar çok güven yaratır. Bu yüzden güven yaratıcı önlemlere dair atılabilecek en önemli adım, görüşme tutanaklarının açıklanmasıdır.

Yeni bir süreç nasıl başlayacak sorusunu soranlar için de bulunmaz fırsat buradadır. Şeffaf bir şekilde neyin olmadığını öğrenip, nasıl olması ile ilgili olarak sivil toplum siyasi irade beyan etmelidir. Ancak bu koşullarda, gündelik iktidar kaygıları olan siyasi partiler ve yeniden seçim düşünen liderler irade gösterebilir.

Kıbrıs’ta tarafların kabul edebileceği bir çözüm yaratmak için yeni bir başlangıç yapabilmek mümkün. Bunun sağlanması için talep etmek önemlidir. Sivil toplum ve basın bu talebin öncüsü olduğu sürece, BM’nin buna kayıtsız kalması mümkün değildir. Edilgen unsurlar olarak yer aldığımız sayısını bilmediğim kez tekrarlanan görüşme süreci yeniden başarısızlıkla sonuçlandı. Başkalarının tepeden inme yöntemlerine karşı, etkin bir şekilde geleceği talep etmek gerekmektedir. Hal böyleyse, kilidin anahtarı şeffaflıktır. Crans Montana’daki görüşme tutanakları halka açıklanmalıdır!

Mertkan Hamit

Bu Bir Dikenli Teldir… – Mertkan Hamit

kibris_gocmen

İki Buçuk Mil – Strovilia kapısından Larnakaya doğru gidecek olursanız, önce İngilizlere ait olan Strovilia İstasyonunu görürsünüz. Üç dilde, bu bölgenin “Egemen Üs Alanı” olduğu gözünüze sokulur. 1955 – 1960 arasında yaşananları ve Britanya’nın bu ülkenin yaşadığı acılardaki sorumluluğundan arındığını düşünmek isteyenlere inatla “bizim günahlarımızı unutmayın” diye bağıran ama ısrarla görmezden geldiğimiz bir işarettir bu…

Ardından da yolculuğun büyük bölümünde sağ tarafınızda Achna köyünün terk edilmiş kalıntılarını görürsünüz. Solunuz “Kıbrıs Cumhuriyeti” egemenliğinde sağınız ise “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” egemenliğindedir.

1974’de çekilmiş dikenli tellerin yanından geçerken, solunuzda Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün nöbet kulesi sağınızda ise Kıbrıs Türk tarafının nöbet kuleleri görülür. Bu saçma manzarada arabanızı sürerken, bir kez daha böyle bir saçmalıkla yaşadığınızı sorgulamanız kadar normal bir şey olamaz.

Bu ülkenin yakın tarihinin orta yerinden 100 kilometre hızla geçerken kalıpların anlamsızlığı bir kez daha ortaya çıkar.

Mesela, “Rum tarafından” geçerken bir Kıbrıslı Türk arabası içindeki insanlar için sağ kolunuzda nöbet bekleyen bir asker sizin için bir tehdit mi yoksa bir güvenlik unsuru anlamına mı gelir?

Belki de tanıdık bir arkadaşımız olan nöbet bekleyen ve 40 derece kavurucu sıcakta başka bir yerde olmak için dua eden insan gerçekten kimi kimden korumaktadır?

Saatte 100 kilometre saatte geçerken nöbet noktasının önündeki dikenli tellerin kendini dahi koruyamadığı ortadadır. 42 senedir rüzgar ve yağmurdan başka kimsenin meydan okumadığı paslı dikenli telin kimisi için “egemenlik”, kimisi için “güvenlik”, kimisi için “işgal ve istila” anlamına gelir.

Peki ama hiç kimse metresi 5 lira etmeyen demir parçası için bunun hiçbir anlama gelmeyen bir dikenli tel olduğunu söylemeyecek mi?

Egemen olduğumuzu düşündüğümüz alanın, her tarafının “ulusal kardeşimiz” tarafından talan edildiğini, egemenlik diyerek insanların özgürlük alanlarının sınırlandığını, güvenlik diye dikilen nöbetçi askerlerin orada olmasının hiçbir anlamı olmadığını görürken, bunu kimse çıkıp haykırmayacak mı?

Büyük strateji ustaları, milliyetçi paranoyaklar ve diğerleri bu dikenli tele varoluşsal anlamlar yüklerken, metre kareye 15 üniversite mezunu düşen, her tarafta doktora seviyesinde eğitim almış insanlar fışkıran bu ada yarısında tele tel diyememiş olmanın ağırlığını içinizde hissetmiyor musunuz? Kimse, demir yığına sahte anlamlar yüklendiğini görmüyor mu? Demir yığınına yüklenen sahte anlamlar yüzünden geleceğinin çalındığının farkına kimse varamayacak mı?

Bir yıl boyunca paslı bir dikenli telin başında tam teçhizat duran bir insanın verdiği hizmetin vatan kurtaracağını iddia edenler mi yoksa bunun koca bir yalan olduğunu söylediğiniz de mi “marjinal” olunur?

Dürüstçe söyleyin metresi 5 lira etmeyen bir demir yığınını korudukça daha mı özgür olacağız?

Basit şeyleri sorgulamak gereklidir.

Dikenli teli bile…

Özellikle kümesteki tavuklardan farklı olduğumuza inanıyorsak…

***

Bu yazı daha önce Dayanismanet.org sayfasında yayınlanmıştır.

10 Madde ile İsrail – Türkiye Anlaşmasının Kıbrıs’a Etkisi

10 Madde ile İsrail – Türkiye Anlaşmasının Kıbrıs’a Etkisi 

1- Kriz Filistin’e yardım gönderen Mavi Marmara teknesine yapılan saldırı ve 10 kişinin ölümü ile başladı. Türkiye saldırı sonrasında tazminat ve özür talebinde bulundu. Süreç içinde talepler ve kutuplaşmalar arttı

2- Sürecin dönüm noktası enerji siyasetinde Rusya ile ilişkilerin bozulması, Türkiye’nin Mısır – İsrail – Yunanistan – Kıbrıs arasındaki açılımlarda dışlanması ve Arap Dünyası’nda liderlik arayışının başarısızlığı ile yeni bir noktaya ulaştı.

3- AKP iktidarı Batı ile ilişkilerinde istediği noktaya gelemedi, Kürt meselesini çözemedi ve iktidarda kalması için yeni bir açılıma ihtiyaç duydu.

4- AKP’nin Şu an siyasi söylemi ne Avrupacı ne de Orta Doğu haklarına hitap edecek durumda değil. Bu yüzden MHP dengi bir söylemle Türk vurgusu ağır basan ama Batı ve Arap karşıtı bir söyleme doğru evrilecek.

5- İsrail ile yakınlaşmanın ana ekseni ise gaz ticareti. Kıbrıs – İsrail havzasında yaklaşık 3450 milyar metre küp – 700 milyar dolar değerinde gaza sahip olduğu düşünülüyor.

6- Mısır kendi gazını bulduktan sonra çıkacak olan gaz ya Türkiye üzerinden Avrupa’ya ya da Kıbrıs – Yunanistan üzerinden avrupaya satılacak. Türkiye ise tek kaynağa bağımlı olmamak ve bölgede aktör olmak için bu yeni ittifaka dahil olmak istyor.

7- Türkiye şu an 50 milyar metre küp gaz tüketiyor. Bu önümüzdeki 7-8 yılda 100 milyara çıkacağı düşünülüyor. Rusya ile bağımlılığın ilişkilerin dengesizliği de göze alındığında İsrail ve Kıbrıs gazının alternatif kaynak ve zamanla ana kaynak olabilmesi için Türkiye kendini garantiye almak zorunda.

8- Geçen yıl Reuters mülakatında Türkiye’nın Kıbrıs İsrail havzasından yıllık olarak üretilecek 30 milyar metre küplük gazın 8-10 milyarını satın alabileceğini söyledi!

9- Bu Kıbrıs – İsrail havzasına Türkiye’nin yaklasık olarak 2 milyar dolar yıllık ödeme yapabileceği anlamına geliyor. Mısır veya Kıbrıs’a yapılacak boru hattının eş maliyetli olduğu (tahmini 3 milyar dolar) düşünüldüğünde Türkiye, Avrupa piyasalarına da ulaşma şansı sunduğundan daha çekici bir pazar olacak

10- İsrail ile Türkiye’nin anlaşmasından sonra Kıbrıs’ta liderlerin ötesinde yeni bir hızlı çözüm sürecinin başlaması muhtemel. Reel politik mi yoksa halkların iradesi mi süreçte belirleyici olacak şu an kestirmek zor. Ancak, her koşulda bu yakınlaşmanın ekonomik sonuçlarını düşündüğümüzde Kıbrıs’ta gaz üzerinden bir çözüm ihtimali yükselmiştir. Aralık sonuna kadar çözüm olağan dışı bir söylem olmayabilir.

Mertkan Hamit