KaliMerhaba Selanik…

Seçim yorgunu Yunanistan’da 20 Eylül günü bir seçim daha olacak. Krizin gölgesinde yapılacak olan seçime ilginin düşük olması bekleniyor

14 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Mertkan HAMİT

Uçak denizin iki metre ilerisinden karaya dokunduğunda, uzun bir süreden sonra geldiğim Selanik’te beni ne bekleyeceği konusunda biraz merak, biraz da uçuşun verdiği gerginlikliğin karışık duygularıyla yeniden Yunanistan’a vardım. Atinaya daha sık gitme şansım olsa da Selanik’e bu 7 yıl aradan sonra ilk ziyaretim.

Selanik’e son geldiğimde, Yunan yakın siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri – polis kurşunuyla 14 yaşında bir çocuk olan Alexis Grigopoulos’un katledilmesi – gerçekleşmişti. Yunanistan’ın neredeyse her kentinde günlerce süren eylemler, çatışmalar, biber gazlarının ardından oluşan sokak muhalefeti, bugünkü siyasi ve ekonomik krize karşı oluşan direnişin yeni şeklinin ilk nüvelerini temsil ediyordu.

Yeni şekli diyorum çünkü Yunan siyasi tarihi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu güne değişik biçimlerde devrimci ve radikal unsurları içinde barındırabilmeyi başardı.

1974’de Kıbrıs’ta cuntanın mağlubiyeti, ardından da Atina Politeknik Üniversitesi’ndeki öğrenci direnişi ise darbe yönetiminin son bulup, Yunanistan’da yeniden demokrasinin oluşturulması denendi. Bu denemenin başarısızlığı, sosyal adaletin gerçekleştirilememiş olması, yolsuzluk ve kapitalizmin yeni dayatmalarına direnen toplumun öfkesi tam da benim daha önce Selanik’te olduğum sırada ortaya çıkmıştı.

Bu öfkenin ardından defalarca seçim yapıldı. Ancak ekonomik krizin gölgesinde, Troyka’nın kemer sıkma politikalarının baskısında oluşan seçimler Yunanistan’da hiçbir siyasi oluşumun iktidar olarak kalmasına fırsat tanınmadı.

Seçim yorgunu Yunanistan’da 20 Eylül günü bir seçim daha olacak. Krizin gölgesinde yapılacak olan seçime ilginin düşük olması bekleniyor. Alışılmışın dışında, kimse çözüm paketine sahip olduğunu iddia edecek bir söylem ortaya koyamıyor. Ortaya koyanlar bile çekinceli ifadeler sunuyor. Özellikle SYRIZA’nın troyka paketini uygulamak için referendum çağrısı yapması, referandum’da “HAYIR” çıkmasına rağmen SYRIZA’nın “EVET” kampıyla beraber halk tarafından reddedilen bir ekonomik paketi uygulamak durumunda kalması insanları aşırı güvensiz bir hale getirmiş durumda. Artık kimse Avrupa Birliği’nin ve troykanın ne demokratik ne de liberal olduğuna inanıyor.

20 Eylül’de Yunanistan’da seçim var. Sonuçları Yunan halkını etkileceği gibi, Kıbrıs politikalarında, özellikle de garantörlük meselesinde, etkili olabilir. Dahası Avrupa Birliği’nin siyasi birlik anlayışının sınırlarını ölçmesi, neoliberal dayatmaların sonuçlarını göstermesi açısından da son derece önemli olacak bu seçim.
Merkez partilerin çekim güçlerini kaybettiği, radikal sol reddetiği planı kabul etmenin verdiği çaresizlikle boğuştuğu bir seçim yaşanacak Yunanistan’da.
Bu hafta hepsini birlikte takip edeceğiz.
Merhaba – Kalimera

Bu Yunanlar da Çok Oluyor!

Olur mu böyle iş ?

Önce özelleştirmeleri ve kemer sıkma politikalarını ret edeceğini söyleyerek seçime katılan partiyi seçiyor Yunan halkı. Sonra ‘iktidar olunca yumuşar, herkese kafa tutacak değil’ diye tahminler yürütülürken bunun tam tersini yapıyor aynı partinin başbakanı.

Seçimi kazandıktan sonra söylediklerinden şaşmayıp, doğru bildiğini uygulamak için ve toplumdan aldığı icazete saygısızlık etmemek için tüm yöntemleri deneyen bir hükümet kuruyor. Bir taraftan Avrupa Birliği Komisyonu, AB Merkez Bankası, IMF’nin sunduğu uygulamaların pazarlığını yaparken sosyal reformlara yönelik taviz vermeyen bir idare oluşturuluyor bu ülkede.

Hükümet onca borç varken, hiç çekinmeden referandum kararı alıyor. Kararı aldıktan bir gün sonra bütün bankalarda sermaye kontrolü uygulaması başlatılarak, bankamatiklerden çekilmesi mümkün olan miktar 60 Euro ile kısıtlanıyor bu ülkede, bankalar kapatılıyor.

Uluslararası medya ve ülkedeki özel televizyon kanalları sabah akşam demeden hükümet karşıtı propaganda yaparken, hükümet hiç çekinmeden halkın geleceği ile ilgili verilecek kararı ancak halk onayıyla yapacağını söylüyor, sonra da bunu uyguluyor. İstisna halidir, krizdir deyip bildiğini okumuyor. Halkın iradesi ile halk için mücadele ediyor.

Mahalle futbolundaki gibi ‘Siz hepiniz ben yalnız’ diyerek oyuna başlayıp, güçlü rakiplerine rağmen yine girdiği mücadelede başarı sağlayan bir hükümet bir ülkeyi yönetiyor…

Gerçekten olmaz!

Böyle iş olmaz!

Demokrasinin beşiğinde, demokrasinin kuralları uygulanırken, ‘makul demokratikosçukların’ uzaktan ya da yakından okuduğu teraneleri dinlemeyen Tsipras ve ekibi gerçekten de çok oluyor.

Sadece Yunanistan’a değil, tüm Avrupa soluna örnek oldukları için çok oluyorlar…

Demokrasinin araçlarını kullanarak, çıkar odaklarının uzlaşı hesaplarına boğulmadan, dayatmalara karşı ‘hayır’ diyebildikleri için Yunan halkı çok oluyor. Çok oluyorlar ve çoğalıyorlar. Dayanışma sınır, devlet, millet dinlemiyor. Yunanlılar çok oluyor çünkü onlar sisteme karşı cevap verme cesareti gösterdikçe, haysiyetli bir duruşu mümkün kıldıkça, tüm halklara örnek oluyorlar.

Onlarla birlikte biz de karşı çıkmayı öğreniyoruz, onlarla çoğalıyoruz! Büyüyoruz! Çok oluyoruz!

Yunanistan solu, artık kendi kendini sömürgeleştiren Avrupa’nın taşlarının yeniden oturacağı karşı hegemonyanın oluşturulmasının dönüm noktasını temsil ediyor. Diğer ülkelerdeki solculara düşen görev ise bu noktadan sonra dayanışma ağını genişletmek.

Bugün tanıklık ettiğimiz bu sonuç, siyaset ile ekonominin ilişkisinin kanıtı. İdeolojiler öldü diyerek 25 yıldır neoliberal tahakkümün şampiyonu Francis Fukuyama’nın halk iradesiyle yenilmesinin resmidir. Artık Mr Smithler “bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler” dedi diye ‘Yes’ deyip geçeceğimiz bir mesele değildir ekonomi. Hele politikadan ve toplumdan arınmış rakamlar silsilesi hiç değildir.

Tüm bunları gördükten sonra SYRIZA’nın kararlılığını Kıbrıs Türk soluyla hele hele de hükümetiyle kıyaslayacak bir hadsizlik yapacak değilim elbette. Ancak bu noktadan sonra konuşulacak senaryolar, sorulması gereken sorular çok. Drahmiye geçiş olacak mı ? Bankalar batacak mı ? Darbe olur mu? Yunanistan düzelebilecek mi ? AB ve kurumlar esneklik gösterecek mi ?

Bunları şu an kimse bilmiyor.

Artık ortada açık olan tek bir şey var: Yunan halkının kararlı ‘Hayır’ oyuyla Yunanistan’ın geleceği ya Avrupa’da adaleti tesis edecek, ya da Avrupa artık barbarlığıyla anılacak…

email: mhamit@gmail.com

Referandum Sonrası Yunanistan’a Dair: “Sıkça Sorulan Sorular”

Önceki yazımda Yunanistan referandumu ile ilgili siyasi ve teorik anlamda değerlendirmemi ortaya koymuştum. Ancak bir de ekonomiye dair akla gelen ilk soruları da yanıtlamanın önemini ortaya koymak isterim. İşte sıkça sorulması mümkün olacak sorulara dönük aklıma gelen ilk altı soru ve kendi kapasitemde verdiğim cevaplar:

1- Bu günden sonra Yunanistan, avro bölgesinden çıkar mı ?

Tsipras’ın ilk açıklaması bunun aksi yönünde. Seçim sonuçlarının ardından Tsipras’ın yaptığı ilk açıklamaya göre Yunanistan avro bölgesinde kalmak istiyor. Ancak drahmiye geri dönüş opsiyonu tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle büyük finans çevreleri ‘belirsizliğin’ sonlanmasını istiyor. Aslında özetle iki tarafa da baskı yapıyor. Ya Yunanistan’ı çıkarın ya da gerekli olan adımları atarak bu riski elemine edin mesajı veriyor.

Kişisel düşüncem acı bir sonuç olsa da, mevcut koşullar altında devam eden avro sistemi ile devam etmek yerine drahmiye geçmenin daha anlamlı olduğudur. Avro başından beri siyasi bir birliğin gerekliliklerini sağlayamadığı sürece başarısız bir tecrübe olacaktır. Bugün Yunanistan’ın yaşadıklarını yarın Portekiz’in veya birlik içindeki diğer küçük ülkelerin de yaşama ihtimali yüksektir.

Alttaki cevaplarda bunu neden tercih ettiğime dair notlarım da olacak ancak avroya neden karşı olduğumla ilgili daha detaylı bir tartışmayı da önümüzdeki günlerde ortaya koyacağım.

Ancak özetle Yunanista’nın drahmiye geçmesi kısa dönemde zorlayıcı ancak uzun dönemde anlamlı bir büyüme stratejisi geliştirmesine daha yardımcı olacağına inanarak bu yorumları yazdığımı belirtmekte yarar var.

2- Referandum sonrası Avro krizi gelir mi ?

Muhtemelen dolara karşı avro değer kaybedecek. (Yazı yazılmasından sonraki rakamlar da bunu gösteriyor.) Ancak Türk lirasına büyük bir etkisi olmayacak. Tam tersine Türkiye’nin Yunanistan ile düşük ihracat ilişkisine rağmen, genel ihracat kalemlerinde Türkiye’nin ihracatı Avrupaya doğrudan bağımlı. Euro’nun değer kaybı, dolar değerinin artması navlun giderleriyle beraber Türkiye’de üretilen ürünlerin pahalılaşmasına sebep olacak. Stratejik olarak daha güçlü bir ihracat partneri olmayan Türkiye bu süreçten zarar görecek. Dış açığa etki yapacağını da hesaba katıp, bir de hükümetin hala daha oluşturulamadığını öngördüğümüzde Türkiye’de de kırılganlığın artacağına dair inancım kuvvetleniyor.

Yunanistan özelinde soruyu yukarıda söylediğimle beraber düşünmek gerekiyor. Eğer Avrupa Birliği kısa zamanda, ulus devlet çelişkisinden arınıp, finansal bir birliğin ulus ötesi işlevselliğe sahip bir mecrası haline dönüşürse bu avro bölgesinin krizlerini aşmasını mümkün kılacak. Aksi halde avro bu şekilde devam edemeyebilir. Yunanistan’ın ardından bir iki ülkenin daha avro dışında kalma ihtimali olacak. Özellikle Yunanistan’ın avro dışında üretim odaklı bir büyüme trendine girmesi (muhtemelen 1 – 2 yıl sürebilir) diğer çevre ekonomilerini de avroyu terk etmesine neden olabilir. Avro bu sosyoekonomik koşulların altında devam edecekse, avroyu terk edecek ülkelerin sıraya girmesi çok uzak bir senaryo değil.

3- Yunanistan bu referandumla bir şey kazandı mı ?

Bugün Yunanistan borç konusu ile ilgili masaya eli çok daha güçlü oturacak. Muhtemelen ön görülemeyen sürece sıkıntı yaşamak yerine, birkaç yıl içinde büyüme odaklı bir politika güdebilecek kararlılıkta bir liderliğe sahip olduğunu ve halk desteğinin olumlu bir sinerji yarattığını söyleyebiliriz. Muhtemelen bu dakikadan sonra Yunanistan referandum sonuçlarını kullanarak ‘borç yapılandırması’ talebini güçlendirecek. Belli bir miktarın silinmesi ortaya konulacak. Buna yönelik pozisyon artık sürecin sonucunu da belli edecek. Borç yapılandırılması karşılığında kamu maliyetlerini azaltılmasına yönelik bir pazarlığın gerçekleşmesi mümkün görünüyor. Bence finans devlerinin baskısı Yunanistan’ın avroda kalması için de ayrılması için de kesinliği talep ediyor. Bu noktada, masaya görece eli güçlü oturan taraf Yunanistan olacak. Artık Yunanistan’ın taleplerini anlamsız bulmak, ekonomik akla dayalı değil tamamen ‘ideolojik’ bir karar olacak. Artık bahsettiğimiz ‘ekonomik aklın’ gereği gibi liberal bir varsayım değil, egemen güçlerin alternatife karşı reddi şeklinde olacak.

4- Yunan bankaları batar mı ?

Sermaye kontrolü zaten batmayı önlemek için uygulanıyor. Kısa süre içinde likidite sağlanmazsa şu an 60 euro günlük limit 30 euroya da indirilebilir. Ancak likidite sağlanacağına dair bir beklenti olmadığını söylemekte yarar var. Likiditenin sağlanmaması artık Avrupa’nın insani bir krize karşı kayıtsız kaldığının kanıtı olacak. Bu noktadan sonra bankaların batıp batmaması yanında Avrupa projesinin gidişatı önemli bir sorun olacak.

5- Yunan bankalarının batma ihtimali nasıl çözülür?

Muhtemelen en kararlı çözüm uluslaştırma/devletleştirme politikası ile olur. Syriza böyle bir politikayı güdebilecek anlayışa sahip. Daha önce yatırım bankaları battığında İngiltere belli başlı birkaç bankayı uluslaştırmıştı. Tabi ki Yunanistan bu bankaları kamulaştıracak araçlardan yoksun. Bu ancak merkez bankasının etkin bir biçimde çalışarak, kendi kaynaklarını yaratması ile mümkün. İşin özeti Drahmiye geçiş bankaların kamulaştırılmasını da mümkün kılabilecek bir alanı yaratabilir. Bankaların kamusallaştırılarak, kamunun özelin borcunu ödemesi yerine kamunun kamu bankalarının borçlarını ödemesi aradaki asimetriyi de yıkacak. Ayrıca, geleneksel bırakınız yapsınlar bırakınız etsinler neoklasik anlayışının dışında, devletin etkin müdahalesine yer açan yeni bir ekonomik anlayışın uygulanması da mümkün olacak.

6- Tsipras drahmiye geçişi tercih eder mi ?

Şimdilik Tsipras böyle bir politikayı izlemeyecek gibi görünüyor. Muhtemelen Salı günü gerçekleşecek olağanüstü toplantıya kadar bankalar kapalı kalmaya devam edecek, ülkenin nakit durumuna göre yarından itibaren sermaye kontrolü politikaları daha da güçlenecek. Ancak Salı günü daha geniş bir koalisyonla masaya oturup borç yapılandırmasına dönük hamle yapıldıktan sonra anlaşma sağlanamazsa drahmiye geçiş olasılık olmaktan çıkıp bir gerçek haline gelebilir.

Sonuç

Syriza hükümeti boğucu müzakereler sonucunda halk desteğiyle şu an bir adım önde.

Yunanistan’a destek için solun acil dayanışma çalışmaları yapması gerekli.

Konuya dair entelektüel tartışmanın ötesine geçip, her anlamda dayanışmayı mümkün kılacak kanallar oluşturmak emeğin avrupasını kurmanın ilk nüveleri olabilir.

Kurumlar politikalarını değiştirmezse barbarlıktan, Syriza istediğini alırsa daha adil ve güçlü bir Avrupa’dan söz edeceğiz!