Zoi’nin Partisi ve Düşündürdükleri…

Az önce Yunanistan’daki haberlere bakarken Zoi Konstantopoulou’nun Özgürlük Rotası isminde bir siyasi parti kuracağını okudum. Zoi, SYRIZA ilk iktidara geldiğinde Meclis Başkanı olarak görev yapmıştı. 1976 doğumlu, feminist, insan hakları aktivisti olan Zoe, aynı zamanda güçlü bir insan hakları avukatı. İnandığı değerler uğruna mücadele etmeyi ve felsefesine uygun yaşamayı benimsemiş biri. Bunu meclise seçildiği ilk günden beri görüyoruz.

Mesela Yunanistan’da Troika önlemlerine dönük referandumda aktif bir biçimde HAYIR oyunu desteklemişti. Tarihi Hayır sonucundan sonra, Varoufakis ve SYRIZA’nın sol kanadı ile Tsipras ters düşmüş ardından da yeni seçimlere gidilmişti. Yeni seçimlerde, SYRIZA’nın sol kanadından Lafazanis Halk Birliği (Laiki Enotita) ile seçimlere katılırken, Zoi bu birlikteliğe destek vermiş ama aktif olarak sürece dahil olmamıştı.

Ardından da yeni partisi ile SYRIZA’da yaşanan dönüşüme rağmen, inandığı değerlerle bir mücadele vermeyi tercih ettiğini gösterdi. Solcu, feminist, aktivist bir kişinin Meclis Başkanlığı görevine getirilmesi SYRIZA’nın farkını ortaya koymuştu. Ancak Zoi, makam yerine mücadeleyi tercih ederek hepimize bir kez daha önemli bir ders verdi.

Zoe partisini içerden değiştirmeye çalışabilirdi ama bunu tercih etmedi. Zoe, hala daha meclis başkanı olarak kalıp ayrıcalıklı makamında siyasete devam edebilirdi. Sokakta halkın mücadelesini vermeyi “solcu hastalığı” olarak ötekileştirmedi. İnandığı mücadele gerçekleşene kadar bildiği yolu yürümeye devam etti.

Zoe’nin Özgürlük Rotası isimli parti önümüzdeki günlerde duyurulacak. Dün yayınlanan anketlere göre %3 barajını geçebilecek olan partiler aşağıdaki gibi olacak.

Yeni Demokrasi %31 (sağ – muhafazakar)
SYRIZA %25,  (sol )
ALTIN ŞAFAK %6,5 (faşist)
PASOK-DİMAR %5,5 (merkez sol)
KKE %5,5 (komünist sol)
Merkezin Birliği %3 (merkez sağ)
Halkın Birliği %3 (radikal sol)

Parçalanmış Yunan kamuoyunun bu koşullarda daha çok siyasi kriz yaşayacağı aşikar. Zoi’nin partisi barajı geçebilecek mi bilemiyorum. Ancak derdim Yunanistan hükümet politikası değil.  Siyasete dahil olan bir insanın inanmadığı değerlere karşı mücadele edebilme azmini ortaya koymak.

İdealizmin ve yeni dünya tahayüllerinin anlamsızlaştığı kuzey Kıbrıs’a da bir bakalım. Feminist, insan hakları aktivisti, solcu deyince aklımıza üç beş isim geliyor zaten. Ancak arada ki derin uçurumu karşılaştırınca yaşayarak görüyoruz.

En sert solcusu dahi dayatma bir ekonomik programı güzelledi, suyu özelleştirdi. Elindeki gücü halkın lehine değil iktidarının lehine kullanmaktan çekinmedi . Elbette kim olursa olsun milletvekili olarak kariyerinize devam etme arzunuzu anlayabilirim. Bu normal ve makul bir arzudur. Ancak, sol adına konuşacaksanız biraz dikkatli olmak gerek. Malum dünya küçük, sizin “içselleştirdiğiniz kaderciliğinize” inat birileri bıkmadan, usanmadan mücadele edebilir. Uzaktan ve hiç tanımadığı insanlar da, sırf doğru olanı yapıyor diye ona dayanışma gösterebilir.

Neoliberalizmin ve baskıcı yapılara inat önümüzdeki yıllar dayanışma ile belirlenecek. Solun enternasyonal seviyede sol ile dayanışması ile belli olacak.

Sol olup sağ ile yürümeyi tercih edenlere ise bol şans. Aynı yerden başlasak da farklı sonlarda buluşacağımız kesindir…

Bizim başlangıcımız sizlerin sonu hayırlı olsun…

 

Mertkan Hamit

Gözyaşlarını Silecek Mendili Alacak Gücü Olmayan Ülke…

Birçok ülkedeki gibi Yunanistan’da da meydanlar önemlidir.

20 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Birçok ülkedeki gibi Yunanistan’da da meydanlar önemlidir. Meydan aynı zamanda geleneği temsil eder. Atina’daki en önemli iki meydan, Omonia ve Syndagma Meydanlarıdır. Syndagma Meydanı, parlementonun karşısında, geniş caddelerin kesiştiği noktadadır. Bakanlıklar, elçilikler, lüks mağazalar etrafında konumlanmıştır. Syndagma Atina’nın parlayan yüzüdür. Makarios’un balkonuna çıkıp konuşma yaptığı Büyük Britanya Hoteli de bu meydandadır. Buradan birkaç kilometre ileride Omonia Meydanı vardır. Omonia Meydanı, Syndagma’nın aksine göçmenlerin ve yoksulların alanıdır. Meydanda yürürken el arabalarında satış yapanları, dilencileri ve madde bağımlılarını görürsünüz. Omonia halkın meydanıdır.
Seçim mitinglerinde de sol partiler Omonia, sağ partiler ise Syndagma’da olmayı tercih ederdi. Ancak bu gelenek seçim sürecinde bozulmuşa benziyor.
Önceki gece Yeni Demokrasi Omonia’da cılız bir kalabalığın katıldığı miting düzenledi. Partinin lideri Meimarakis, Tsipras yönetiminin pahalı bir deneyim olduğunu, halkın bu deneyim ve sonuçlarından ders alması gerektiğini söyleyerek seçmenlerinden oy istedi.
Yeni Demokrasi üyesi olan bir arkadaşıma göre Meimarakis’in parti kitlesiyle bağı yok. Birçok geleneksel Yeni Demokrasi üyesinin seçimde partilerini boykot edeceğini söyledi. Başka biri ise SYRIZA ile görüşlerinin benzeşmemesine rağmen SYRIZA’ya oy vereceğini söylüyor. “Troykayla memorandumu Tsipras imzaladı, uygulayan da o olmalı. Sol bir fark yaratabiliyor mu göreceğiz” diyor.
Yanlarından ayrılıp, SYRIZA mitingini izlemek için Syndagma meydanına gidiyorum. Meydan SYRIZA destekçileriyle dolu ancak başlangıçta kitlenin heyecansız olduğunu farkediyorum. Durum Tsipras konuşmaya başlayınca değişiyor. Konuşması aşamalı olarak kitleyi canlandırıyor. Konuşmanın sonuna geldiğinde meydandaki hava değişiyor. Enternasyonel marşı ile kitleyi selamlayan Tsipras, özellikle sol seçmenine yönelik hamleyi sona bırakıyor. Sahneye İspanya’dan Podemos lideri Pablo Inglasias ile beraber Avrupa’daki çeşitli radikal sol oluşumların liderleri çıkıyor. Tümü Tsipras’a destek veriyor. “Hep birlikte dayanışmayla ileriye” mesajı veriliyor. Memorandumu imzalamanın yarattığı düş kırıklığına rağmen Avrupa solu SYRIZA’nın yanındayız mesajını açıkça veriyor.
Yanımdaki arkadaş, son hareketin Yunan sol seçmenine Lafazanis’in Halk Birliği ile SYRIZA arasında yapılacak tercihin SYRIZA’dan yana olmasına dair mesajın net olarak iletildiğini söylüyor. Bunun %1 civarında bir desteğin SYRIZA’ya geçeceğini, oy oranı %3.5 – 4 civarında olan Halk Birliği’nin ise barajı geçme şansının azalacağını ekliyor.
Eve dönüş yolunda, taksiciyle konumuz seçimler. Taksici bir cümleyle halkın gözünde ülkedeki ruhsal durumu ve siyaseti özetliyor:
“Kim kazanırsa kazansın… Günün sonunda Yunanistan’ın göz yaşlarını silecek mendili alacak durumu bile yok.”…

Avrupa’dan Yunanistan’a Yapılan Kansız Darbe

Sınırlandırmalar özellikle uluslararası ticaret yapan, ithalat yapan firmalara ağır darbe vurdu.

19 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Mertkan HAMİT

Avrupa’dan Yunanistan’a Yapılan Kansız Darbe

Haziran sonuna gelindiğinde, Troyka ile Yunanistan arasında süren müzakerelerde bir sonuç alınamamıştı. Borçlanma üzerinde uzlaşma sağlanamamasından ötürü Yunanistan nakit sıkıntısıyla karşılaştı. Sürecin uzaması, SYRIZA’nın önerilerinin Troyka tarafından kabul görmemesi, Alman Maliye Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin katı tutumu ve onu takip eden diğer Avro-bölgesi maliye bakanlarının eğilimi belirleyiciydi. Avro-bölgesi Maliye bakanlarının “ekonomik akla” uygun kararları, bankaların ve kreditörlerin çıkarlarına göre belirlendi. Nakit sıkıntısının çözümü para akışı yaratmak yerine sermaye kontrolüyle sonuçlandı.

Bunlar, SYRIZA için en kötü sonun başlangıcını – memorandumun kabulü için yapılmış en büyük baskıyı- temsil ediyordu. Siyasi iradeyi ortadan kaldırıp, kreditörlerin taleplerinin uygulanmasının yolu bu şekilde açıldı.

Dayatma karşısında istifa edilmesi memleketi kaosa sürükleyip sonra yönetimi terk etmekle suçlanacak olan SYRIZA için olası değildi. Bu şartlar, SYRIZA’yı ağır koşulları kabul edecekleri memorandumu imzalamak zorunda bıraktı.

Aslında, Yunanistan’da kansız ve silahsız darbe “sermaye kontrolü” ile yapılmıştı. Sermaye kontrolü kreditörlerce istenmeyen SYRIZA hükümetini fazlasıyla aşındırdı. Partiden sol grubun ayrılarak yeni bir parti oluşturması, dinamik gençlik hareketlerinin ise SYRIZA’ya mesafe koyması da sermaye kontrolü sonrasındaki gelişmelerin sonuçlarındandır.

Sermaye kontrolünün başlaması ile beraber bankamatiklerden günlük nakit limiti 60 euro ile sınırlandırıldı. Piyasa’da yeterli 10 ve 20 euroluk banknot olmaması, bu tutarın pratikte 50 euro olmasına neden oldu. Bugün kontrol görece rahatlatılmasına rağmen, sınırlandırmalar mevcut. Bankalardan günde 60 euro ya da haftada 1 kereye mahsus 420 euro çekebiliyorsunuz. Pahalı bir alışveriş ya da yurt dışında yüklü mal getirmeniz ise ciddi bürokratik işlemlere bağlı.

Sonuç olarak alışverişin maliyeti artarken, piyasa riski de çarpılarak büyüyor.

Sınırlandırmalar özellikle uluslararası ticaret yapan, ithalat yapan firmalara ağır darbe vurdu. Öğle arasında görüştüğüm bir arkadaşım ‘kansız darbenin’ sonuçlarını çarpıcı rakamlarla anlatıyor:
• Temmuz ayında sadece sermaye kontrolü nedeniyle bir ayda 16 Bin kişi işsiz kaldı.
• Aynı zamanda sermaye kontrolünün etkisiyle Yunanistan’da her gün 59 iş yeri kapanmasına sebep oldu.
• Uygulamanın günlük olarak gayri safi milli hasılaya etkisi ise gündelik 22 Milyon Euro kayıp olarak yansıyor.

Nakit sıkıntısı özellikle kalabalık kentlerde turizm sayesinde henüz hissedilmiyor. Ancak turizm sezonunun sonuna geliyoruz.

Tsipras’ın seçimleri 20 Eylül olarak tercih etmesinin bir sebebi de nakit sıkışıklığının artacak etkilerinden partisini korumak. Bu sefer başarılı ancak koşullar önümüzdeki yıl yeniden seçimlerin olacağını işaret ediyor…

Yunanistan Dış Politika Meselesi Olarak Kıbrıs

Dış politika konusundaki tespitlerine güvendiğim bir arkadaşımla sohbet ederken seçimlerde barajı geçme ihtimali mümkün olan partilerin dış politika ile ilgili düşüncelerini tartışıyoruz.

18 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır

Dış politika konusundaki tespitlerine güvendiğim bir arkadaşımla sohbet ederken seçimlerde barajı geçme ihtimali mümkün olan partilerin dış politika ile ilgili düşüncelerini tartışıyoruz. Seçim sürecinde dış politikanın tartışmaların %20’sini bile oluşturmadığını söylüyor. En çok öne çıkan mesele mülteci konusundaki tutum ile Avrupalı diğer ülkelerle oluşturulacak ilişkilerin niteliği olduğunu vurguluyor. Kıbrıs veya Türkiye’den neredeyse hiç bahsedilmediğini söylüyor.
Yunanistan, özellikle Kardak krizi sonrasında, dış politikada yapıcı tavır sergilemeyi hedef olarak belirlemiş ülkelerden. Kosova’yı bağımsız bir ülke olarak tanımayı reddeden bir kaç ülkeden biri olan Yunanistan’ın, pozisyonunu değiştirip önümüzdeki aylarda Kosova’yı da bağımsız bir ülke olarak tanıma olasılığı var. Kosova’yı tanıması durumunda Kıbrıs Cumhuriyeti veya Sırbistan gibi yakın müteffiklerinin nasıl tepki vereceği ise merak konusu… Yunanistan kaynaklı ana dış politika konuları: Makedonya’nın isim meselesi ve Ege’deki deniz sınırlarının belirlenmesi olarak kabul edilir. Yunan hariciyesi Kıbrıs konusunun ise olabildiğince uzağında durmayı tercih eder.
Kıbrıs konusu ile ilgili olarak partilerin pozisyonunu soruyorum. Aynı zamanda Yunanistan’ın tutumunda seçim sonrası bir değişiklik beklenmeli mi diye ekliyorum…
Analizi dikkate değer…
Öncelikle, radikal bir değişiklik beklenmemesi gerektiğini söylüyor. Barajı geçmesi ön görülen: SYRIZA, Yeni Demokrasi, PASOK, Potami ve Merkez Birliği partilerinin federasyon konusunda sorun yaratmayacaklarını, garantiler konusunda ise, hiçbir ülkenin egemen bir ülkenin garantörü olmaması gerektiği noktasında genel bir uzlaşma olduğunu söylüyor.
Garantörsüz bir Federal Kıbrıs’ın, Türk – Yunan dengesine yönelik kaygıları ortadan kaldıracağına inanılıyor
Ancak Halk Birliği, Bağımsız Yunanlar (ANEL), Yunan Komünist Partisi ve Altın Şafak’ı ayrı değerlendirmek gerektiğini de ekliyor. Bu partilerin hiçbirinin iktidar olma şansı olmasa da Kıbrıs konusunda farklı yaklaşımlara sahipler. Yunan Komünist Partisi ve Halk Birliği federasyonu emperyalizmin çıkarlarına uygun bir yöntem olarak görmesinden ötürü, Altın Şafak ve Bağımsız Yunanlar’ın ise Kıbrıs’ın Helen adası olduğu ve federayonun Helenizmin çıkarlarına aykırı olmasından ötürü reddediğini anlatıyor. İçimden iyi ki iktidar olma şansıları yok diye geçiriyorum.
Oy vermeyecek seçmenlerin oranının seçim sonuçlarını belirleyeceğine inanılıyor.
SYRIZA’yı destekleyenlere göre, satın alınmış medyanın ve anketlerinin hiç bir önemi yok. Referandum’da %52 EVET çıkacağı tahmin edilirken, %60’ın üzerinde hayır oyu çıktıktan sonra, bu varsayım dikkate değer.
Bu sırada oturduğum kafedeki garson ne yazdığımı soruyor.
“Seçimler” diye cevap veriyorum…
Boş yere uzatma: “SYRIZA’nın kazanacağını yaz” diyor…

Yunanistan’da İnsanlığın Krizinin İzinde…

Mülteci meselesi ile ilgili olarak Avrupa genelinde olduğu gibi Yunanistan’ın da karnesi pek parlak değil.

17 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır

Mertkan HAMİT

Yunanistan’da İnsanlığın Krizinin İzinde…

Yunanistan krizi o kadar derinlemesine yaşamış ki, artık ekonomi neredeyse herkesin uzmanlık alanı. Bir emeklinin size yapısal reformların gündelik hayata olası etkileri üzerine mini bir ders vermesi artık şaşırtıcı değil. Seçimlerden önce de, seçim sürecinde de durum değişmiş değil. Ancak Yunanistan’ın sorumluluğundda olmasa da coğrafi konumu nedeniyle karşılaştığı daha ciddi bir mesele daha var: mülteciler.

Mülteci meselesi ile ilgili olarak Avrupa genelinde olduğu gibi Yunanistan’ın da karnesi pek parlak değil. Özellikle SYRIZA iktidara gelene kadar, durumun çok daha vahim olduğu çeşitli kaynaklarda bahsedilmişti. Önceki hükümetin Evros’ta mültecilerin geçişini engellemek için oluşturduğu geçilemez seti, SYRIZA’nın geçilebilir hale getirmesi bile kayda değer adımlarından biri olarak kayda geçmek mümkün. Ancak mülteci meselesi Evros’da atılan adımla sona ermiyor.

Avrupaya gelmeye çalışan mülteciler, kurtuluşları için tek bir yolu izlemiyor. Güzergahlardan biri de Pire Limanı. Bugünlerde Pire limanı civarında binlerce zor durumdaki mülteciyle karşılaşmanız çok olağan. Denizleri aşmayı başarabilen göçmenler için Yunanistan’a varmak yolun sonu değil. Ülkelerindeki zor koşullardan kaçan mülteciler için özellikle tavan yapmış işsizlik koşulları, ekonomik problemleri olan ve organize ırkçı unsurları barındıran bir ülke kurtuluş için uygun bir ülke olmaktan çok uzak.

Yunanistan, insan onuruna yakışır bir hayat bulmak için erişebildikleri ilk kara parçasının olmasından fazla bir şey ifade etmiyor çoğu mülteci için.

Atina’da bir arkadaşımın yanında Agios Panteleimonas diye bir bölgede kalıyorum. Çoğu turistin yolunun düşmeyeceği bir yer. Faşist Altın Şafak örgütünün merkezi, kerhaneler ve bilinmeyene yolculuk yapan mültecilerin tümü aynı bölgede. Geceleri otobüsler beliriyor. Kimin, nasıl organize ettiğini bilmiyoruz ancak çocuklu kadınlar, yalın ayak insanlar sokaklardan otobüslere atlayarak Makedonya sınırına taşınıyor. Kaba bir tahminle günde en az bin kişi bu şekilde taşınıyor. Ortada pek polis görünmüyor bu süreç olurken, “görünmez bir el” her şeyi yönetiyor. Gerçek ötesi bir manzara.

Sabah akşam gördüklerimi düşünüp, yürüyüş yaparken Atina’yı tepeden görebileceği noktalardan biri olan Lykavitos tepesine gidiyorum. Kolonaki -Atina’nın zengin mahallesi- bu bölgede yer alıyor. Bir anda krizdeki bir ülke ortadan kalkıyor. Pahalı markaların satıldığı dükkanların içi tıklım tıklım. Dün gece yalın ayak yürüyen insanların manzarasından, elinde pahalı marka alış veriş çantaları taşıyan insanların arkasından bakıyorum. Ekonomik krizi hissetmedikleri kesin. Belli ki insanlığın krizini de herkes aynı biçimde hissedemiyor.

Yunanistan’da Bir Değil İki Hayalet Dolaşıyor…

Yunanistan seçimleri 3

Yunanistan’da sadece sosyalizmin hayaleti değil aynı zamanda faşizmin hayaleti de dolaşıyor.

16 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Mertkan HAMİT

Yunanistan’da Bir Değil İki Hayalet Dolaşıyor…

Syntagma meydanı Yunan Parlemento binası ile kentin en işlek yolu Ermou’nun arasındadır. Bu meydanda sivil savaş yıllarında ve albaylar cuntası sırasında kanlı çatışmalar olmuştu. Son yıllarda ise polis ile eylemciler arasındaki çatışmalara ev sahipliği yapıyor. Artık Syntagma sadece Yunanlılar için değil, aynı zamanda Avrupa halkları için de kapitalizme verilen tepkinin vücut bulduğu, demokrasi ile ‘neoliberal aklın’ çatıştığı bir meydan.
Atina’da seçim havası Selanik’e kıyasla daha güçlü hissediliyor. Sokakta SYRIZA, eski SYRIZA bakanı Lafazanis’in Laiki Enotita (Halk Birliği), Yunan Komünist Partisi ve Yeni Demokrasi Partisi’nin ağırlığı var.

Önceki gece gerçekleşen münazara halkın gündeminde. SYRIZA lideri Alexis Tsipras ile Yeni Demokrasi’nin referendum sonuçlarından sonra istifa eden Antonis Samaras’ın yerine geçen çiçeği burnunda başkanı Vangelis Meimarakis dün akşam Maga TV’de kozlarını paylaştı.

Münazarada bir galibin olduğu düşünülmüyor. Ancak Samaras sonrası Yeni Demokrasi’nin oylarının yükselmesinde yeni lider Meimarakis’in etkisinin olduğu açık.

Bir kaç ay öncesine kadar SYRIZA ile Yeni Demokrasi arasındaki %10 olan fark bugün %1 oranında…
Meimarakis Yeni Demokrasinin çekideğinden geliyor. Politik “operasyonları” yürüten esas eleman olarak biliniyor. Sözünü sakınmayan bir muhafazakar olan Meimarakis, geçtiğimiz hafta canlı yayınlanan bir başka münazarada Tsipras’la kahve içmeyi teklif etti. Akşamki münazara da ise Yeni Demokrasi’nin seçilmesi halinde SYRIZA ile koalisyon kurmaya hazır olduğunu söyledi.

Tsipras ise böyle bir şeyin “doğaya aykırı bir ilişki” olacağını belirtti. Tsipras’ı Kıbrıs’ta sağ ile koalisyon kurma hevesli “solcular” duyar mi bilemem ama Tsipras’ın insani krizle mücadele adına izlediği açılımlar Yunanların gözünde halk tarafında olan bir figür olduğu inanışını koruyor.

Lafazanis liderliğinde, Glezos ve Zoi Konstantopolou gibi isimler SYRIZA’dan ayrılmış olsa da, gidenler halkın gözünde eş etkiyi yaratamadı. 26 milletvekiliyle kurulan Halk İttifakı, şu an %3.5 – 4 desteğe sahip. Tepki oylarını alamıyor ve 12 civarında milletvekili çıkarması bekleniyor.

Bunlar Yunan solu üzerinde Tsipras’ın gücünü de gösteriyor.

Pazar günü birinci olmak için Yeni Demokrasi ve SYRIZA kıran kırana mücadele verecek. Ancak seçimin üçüncüsü her koşulda belli ve Yunanistan ile ilgili en kötü haber de bu.

Faşist Altın Şafak’ın tepki oylarından pay alması bekleniyor. Ocak’ta SYRIZA’ya oy verip, Eylül’de Altın Şafak’a oy vereceğini söyleyenler var.

Acı ama gerçek: Yunanistan’da sadece sosyalizmin hayaleti değil aynı zamanda faşizmin hayaleti de dolaşıyor.

Bitmeyen Trajedi…

Bitmeyen Trajedi…

“Masanın gündemi kriz ve genel bir uzlaşı var. Krizin baş sorumlusu PASOK. Çözüm ise memorandumdan kurtulmak diyorlar. Meselenin seçimle çözüleceğine inanan neredeyse yok”.

15 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır

Mertkan HAMİT
Selanik, 400 yıl kadar Osmanlı hakimiyetinde kaldıktan sonra Yunan Devletine 1912 yılında katıldı. Osmanlı hakimiyeti sırasında kent Avrupalı Yahudilerin, Yunan ve Türk toplumlarının birlikte yaşadığı ve bölgenin en kozmopolit şehirlerinden biriydi. Bir liman kenti olması ticaretin gelişmesini sağlarken, özellikle Yahudi cemaatinin başlattığı eğitim kurumları, ardı ardına Yunan ve Osmanlı cemaatlerinin de eğitim konusunda açılımlar yapmasını tetikledi. Bölgenin kozmopolit karakteri entellektüel aktivitelerin de merkezi olmasına da sebep oldu. Bu yüzden Nazım Hikmet, Mustafa Kemal veya on liralık banknotlardan bildiğimiz Cahit Arf gibi isimler ve daha birçok entellektüel bu kentte doğdu, eğitim aldı veya yaşamlarının bir bölümünü geçirdi.

1885 yılından beri aynı isimle, aynı yerde, aynı aile tarafından işletilen Tsinari – Çınar isimli taverna da otururken sahibi nereli olduğumu soruyor. Kıbrıs deyine Yunanca konuşmaya başlıyor, Yunanistan’da defalarca karşılaştığım muhabbete yeniden başlıyorum. Kıbrıslı Türk olduğumu söyleyince bir sandalye çekiyor kendine de bir tsipouro da o alıyor. Soruları var, ilk kez bir Kıbrıslı Türkle konuştuğunu söylüyor. Kıbrıs konusunu enine boyuna tartıştıktan sonra, sıra benim sorularıma geliyor.

130 senedir aynı köşedeki ufacık bir taverna, 1 kilometre ötede Mustafa Kemal’in doğduğu ev var bugün Türkiye Konsolosluğu ve müze olarak kullanılıyor. Taverna ticarileşmiş bir yer değil görünen o ki bunu yapma gibi niyeti de yok. Balkan Savaşından beri durum bu kadar kötü olmadı herhalde diyor. Sisteme güveni yıkılmış durumda. Geleceği göremediğini söylüyor. Yakın arkadaşının borçlarını ödemek için evini sattığını anlatıyor.

Ardından Selanikli bir arkadaşım, arkadaşlarıyla beraber geliyor. Maria, PASOK üyesi, Selanik’de bir belediyenin belediye meclis üyesi seçildi. İlk kez 18 yaşında seçilmiş, şimdi 24 yaşında ve belediye meclisinde ikinci dönemi. PASOK’dan ümidini kaybettiğini söylüyor. PASOK’un bu seçim 10 milletvekili çıkarmasının bile bir başarı olacağını söylüyor. İstifa etmemesinin sebebini duygusal bağlarından ötürü olduğunu anlıyorum.

PASOK’un Kuzey Kıbrıs versiyonu CTP’yi ve CTP’li arkadaşlarımın benzeri tepkisi aklıma geliyor. Bu sosyalist enternasyonel hastalığı diye geçiriyorum içimden…

Masanın gündemi kriz ve genel bir uzlaşı var. Krizin baş sorumlusu PASOK. Çözüm ise memorandumdan kurtulmak diyorlar. Meselenin seçimle çözüleceğine inanan neredeyse yok.

İkinci günde genel izlenimim değişmiyor. Umutsuzluk toplumun her katmanını kuşatmış durumda. Seçimlerden sonra da Yunan trajedyası son bulmayacak gibi…

KaliMerhaba Selanik…

Seçim yorgunu Yunanistan’da 20 Eylül günü bir seçim daha olacak. Krizin gölgesinde yapılacak olan seçime ilginin düşük olması bekleniyor

14 Eylül 2015 tarihinde Yenidüzen Gazetesinde yayınlanmıştır.

Mertkan HAMİT

Uçak denizin iki metre ilerisinden karaya dokunduğunda, uzun bir süreden sonra geldiğim Selanik’te beni ne bekleyeceği konusunda biraz merak, biraz da uçuşun verdiği gerginlikliğin karışık duygularıyla yeniden Yunanistan’a vardım. Atinaya daha sık gitme şansım olsa da Selanik’e bu 7 yıl aradan sonra ilk ziyaretim.

Selanik’e son geldiğimde, Yunan yakın siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri – polis kurşunuyla 14 yaşında bir çocuk olan Alexis Grigopoulos’un katledilmesi – gerçekleşmişti. Yunanistan’ın neredeyse her kentinde günlerce süren eylemler, çatışmalar, biber gazlarının ardından oluşan sokak muhalefeti, bugünkü siyasi ve ekonomik krize karşı oluşan direnişin yeni şeklinin ilk nüvelerini temsil ediyordu.

Yeni şekli diyorum çünkü Yunan siyasi tarihi, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu güne değişik biçimlerde devrimci ve radikal unsurları içinde barındırabilmeyi başardı.

1974’de Kıbrıs’ta cuntanın mağlubiyeti, ardından da Atina Politeknik Üniversitesi’ndeki öğrenci direnişi ise darbe yönetiminin son bulup, Yunanistan’da yeniden demokrasinin oluşturulması denendi. Bu denemenin başarısızlığı, sosyal adaletin gerçekleştirilememiş olması, yolsuzluk ve kapitalizmin yeni dayatmalarına direnen toplumun öfkesi tam da benim daha önce Selanik’te olduğum sırada ortaya çıkmıştı.

Bu öfkenin ardından defalarca seçim yapıldı. Ancak ekonomik krizin gölgesinde, Troyka’nın kemer sıkma politikalarının baskısında oluşan seçimler Yunanistan’da hiçbir siyasi oluşumun iktidar olarak kalmasına fırsat tanınmadı.

Seçim yorgunu Yunanistan’da 20 Eylül günü bir seçim daha olacak. Krizin gölgesinde yapılacak olan seçime ilginin düşük olması bekleniyor. Alışılmışın dışında, kimse çözüm paketine sahip olduğunu iddia edecek bir söylem ortaya koyamıyor. Ortaya koyanlar bile çekinceli ifadeler sunuyor. Özellikle SYRIZA’nın troyka paketini uygulamak için referendum çağrısı yapması, referandum’da “HAYIR” çıkmasına rağmen SYRIZA’nın “EVET” kampıyla beraber halk tarafından reddedilen bir ekonomik paketi uygulamak durumunda kalması insanları aşırı güvensiz bir hale getirmiş durumda. Artık kimse Avrupa Birliği’nin ve troykanın ne demokratik ne de liberal olduğuna inanıyor.

20 Eylül’de Yunanistan’da seçim var. Sonuçları Yunan halkını etkileceği gibi, Kıbrıs politikalarında, özellikle de garantörlük meselesinde, etkili olabilir. Dahası Avrupa Birliği’nin siyasi birlik anlayışının sınırlarını ölçmesi, neoliberal dayatmaların sonuçlarını göstermesi açısından da son derece önemli olacak bu seçim.
Merkez partilerin çekim güçlerini kaybettiği, radikal sol reddetiği planı kabul etmenin verdiği çaresizlikle boğuştuğu bir seçim yaşanacak Yunanistan’da.
Bu hafta hepsini birlikte takip edeceğiz.
Merhaba – Kalimera

Bu Yunanlar da Çok Oluyor!

Olur mu böyle iş ?

Önce özelleştirmeleri ve kemer sıkma politikalarını ret edeceğini söyleyerek seçime katılan partiyi seçiyor Yunan halkı. Sonra ‘iktidar olunca yumuşar, herkese kafa tutacak değil’ diye tahminler yürütülürken bunun tam tersini yapıyor aynı partinin başbakanı.

Seçimi kazandıktan sonra söylediklerinden şaşmayıp, doğru bildiğini uygulamak için ve toplumdan aldığı icazete saygısızlık etmemek için tüm yöntemleri deneyen bir hükümet kuruyor. Bir taraftan Avrupa Birliği Komisyonu, AB Merkez Bankası, IMF’nin sunduğu uygulamaların pazarlığını yaparken sosyal reformlara yönelik taviz vermeyen bir idare oluşturuluyor bu ülkede.

Hükümet onca borç varken, hiç çekinmeden referandum kararı alıyor. Kararı aldıktan bir gün sonra bütün bankalarda sermaye kontrolü uygulaması başlatılarak, bankamatiklerden çekilmesi mümkün olan miktar 60 Euro ile kısıtlanıyor bu ülkede, bankalar kapatılıyor.

Uluslararası medya ve ülkedeki özel televizyon kanalları sabah akşam demeden hükümet karşıtı propaganda yaparken, hükümet hiç çekinmeden halkın geleceği ile ilgili verilecek kararı ancak halk onayıyla yapacağını söylüyor, sonra da bunu uyguluyor. İstisna halidir, krizdir deyip bildiğini okumuyor. Halkın iradesi ile halk için mücadele ediyor.

Mahalle futbolundaki gibi ‘Siz hepiniz ben yalnız’ diyerek oyuna başlayıp, güçlü rakiplerine rağmen yine girdiği mücadelede başarı sağlayan bir hükümet bir ülkeyi yönetiyor…

Gerçekten olmaz!

Böyle iş olmaz!

Demokrasinin beşiğinde, demokrasinin kuralları uygulanırken, ‘makul demokratikosçukların’ uzaktan ya da yakından okuduğu teraneleri dinlemeyen Tsipras ve ekibi gerçekten de çok oluyor.

Sadece Yunanistan’a değil, tüm Avrupa soluna örnek oldukları için çok oluyorlar…

Demokrasinin araçlarını kullanarak, çıkar odaklarının uzlaşı hesaplarına boğulmadan, dayatmalara karşı ‘hayır’ diyebildikleri için Yunan halkı çok oluyor. Çok oluyorlar ve çoğalıyorlar. Dayanışma sınır, devlet, millet dinlemiyor. Yunanlılar çok oluyor çünkü onlar sisteme karşı cevap verme cesareti gösterdikçe, haysiyetli bir duruşu mümkün kıldıkça, tüm halklara örnek oluyorlar.

Onlarla birlikte biz de karşı çıkmayı öğreniyoruz, onlarla çoğalıyoruz! Büyüyoruz! Çok oluyoruz!

Yunanistan solu, artık kendi kendini sömürgeleştiren Avrupa’nın taşlarının yeniden oturacağı karşı hegemonyanın oluşturulmasının dönüm noktasını temsil ediyor. Diğer ülkelerdeki solculara düşen görev ise bu noktadan sonra dayanışma ağını genişletmek.

Bugün tanıklık ettiğimiz bu sonuç, siyaset ile ekonominin ilişkisinin kanıtı. İdeolojiler öldü diyerek 25 yıldır neoliberal tahakkümün şampiyonu Francis Fukuyama’nın halk iradesiyle yenilmesinin resmidir. Artık Mr Smithler “bırakınız yapsınlar, bırakınız etsinler” dedi diye ‘Yes’ deyip geçeceğimiz bir mesele değildir ekonomi. Hele politikadan ve toplumdan arınmış rakamlar silsilesi hiç değildir.

Tüm bunları gördükten sonra SYRIZA’nın kararlılığını Kıbrıs Türk soluyla hele hele de hükümetiyle kıyaslayacak bir hadsizlik yapacak değilim elbette. Ancak bu noktadan sonra konuşulacak senaryolar, sorulması gereken sorular çok. Drahmiye geçiş olacak mı ? Bankalar batacak mı ? Darbe olur mu? Yunanistan düzelebilecek mi ? AB ve kurumlar esneklik gösterecek mi ?

Bunları şu an kimse bilmiyor.

Artık ortada açık olan tek bir şey var: Yunan halkının kararlı ‘Hayır’ oyuyla Yunanistan’ın geleceği ya Avrupa’da adaleti tesis edecek, ya da Avrupa artık barbarlığıyla anılacak…

email: mhamit@gmail.com

Referandum Sonrası Yunanistan’a Dair: “Sıkça Sorulan Sorular”

Önceki yazımda Yunanistan referandumu ile ilgili siyasi ve teorik anlamda değerlendirmemi ortaya koymuştum. Ancak bir de ekonomiye dair akla gelen ilk soruları da yanıtlamanın önemini ortaya koymak isterim. İşte sıkça sorulması mümkün olacak sorulara dönük aklıma gelen ilk altı soru ve kendi kapasitemde verdiğim cevaplar:

1- Bu günden sonra Yunanistan, avro bölgesinden çıkar mı ?

Tsipras’ın ilk açıklaması bunun aksi yönünde. Seçim sonuçlarının ardından Tsipras’ın yaptığı ilk açıklamaya göre Yunanistan avro bölgesinde kalmak istiyor. Ancak drahmiye geri dönüş opsiyonu tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle büyük finans çevreleri ‘belirsizliğin’ sonlanmasını istiyor. Aslında özetle iki tarafa da baskı yapıyor. Ya Yunanistan’ı çıkarın ya da gerekli olan adımları atarak bu riski elemine edin mesajı veriyor.

Kişisel düşüncem acı bir sonuç olsa da, mevcut koşullar altında devam eden avro sistemi ile devam etmek yerine drahmiye geçmenin daha anlamlı olduğudur. Avro başından beri siyasi bir birliğin gerekliliklerini sağlayamadığı sürece başarısız bir tecrübe olacaktır. Bugün Yunanistan’ın yaşadıklarını yarın Portekiz’in veya birlik içindeki diğer küçük ülkelerin de yaşama ihtimali yüksektir.

Alttaki cevaplarda bunu neden tercih ettiğime dair notlarım da olacak ancak avroya neden karşı olduğumla ilgili daha detaylı bir tartışmayı da önümüzdeki günlerde ortaya koyacağım.

Ancak özetle Yunanista’nın drahmiye geçmesi kısa dönemde zorlayıcı ancak uzun dönemde anlamlı bir büyüme stratejisi geliştirmesine daha yardımcı olacağına inanarak bu yorumları yazdığımı belirtmekte yarar var.

2- Referandum sonrası Avro krizi gelir mi ?

Muhtemelen dolara karşı avro değer kaybedecek. (Yazı yazılmasından sonraki rakamlar da bunu gösteriyor.) Ancak Türk lirasına büyük bir etkisi olmayacak. Tam tersine Türkiye’nin Yunanistan ile düşük ihracat ilişkisine rağmen, genel ihracat kalemlerinde Türkiye’nin ihracatı Avrupaya doğrudan bağımlı. Euro’nun değer kaybı, dolar değerinin artması navlun giderleriyle beraber Türkiye’de üretilen ürünlerin pahalılaşmasına sebep olacak. Stratejik olarak daha güçlü bir ihracat partneri olmayan Türkiye bu süreçten zarar görecek. Dış açığa etki yapacağını da hesaba katıp, bir de hükümetin hala daha oluşturulamadığını öngördüğümüzde Türkiye’de de kırılganlığın artacağına dair inancım kuvvetleniyor.

Yunanistan özelinde soruyu yukarıda söylediğimle beraber düşünmek gerekiyor. Eğer Avrupa Birliği kısa zamanda, ulus devlet çelişkisinden arınıp, finansal bir birliğin ulus ötesi işlevselliğe sahip bir mecrası haline dönüşürse bu avro bölgesinin krizlerini aşmasını mümkün kılacak. Aksi halde avro bu şekilde devam edemeyebilir. Yunanistan’ın ardından bir iki ülkenin daha avro dışında kalma ihtimali olacak. Özellikle Yunanistan’ın avro dışında üretim odaklı bir büyüme trendine girmesi (muhtemelen 1 – 2 yıl sürebilir) diğer çevre ekonomilerini de avroyu terk etmesine neden olabilir. Avro bu sosyoekonomik koşulların altında devam edecekse, avroyu terk edecek ülkelerin sıraya girmesi çok uzak bir senaryo değil.

3- Yunanistan bu referandumla bir şey kazandı mı ?

Bugün Yunanistan borç konusu ile ilgili masaya eli çok daha güçlü oturacak. Muhtemelen ön görülemeyen sürece sıkıntı yaşamak yerine, birkaç yıl içinde büyüme odaklı bir politika güdebilecek kararlılıkta bir liderliğe sahip olduğunu ve halk desteğinin olumlu bir sinerji yarattığını söyleyebiliriz. Muhtemelen bu dakikadan sonra Yunanistan referandum sonuçlarını kullanarak ‘borç yapılandırması’ talebini güçlendirecek. Belli bir miktarın silinmesi ortaya konulacak. Buna yönelik pozisyon artık sürecin sonucunu da belli edecek. Borç yapılandırılması karşılığında kamu maliyetlerini azaltılmasına yönelik bir pazarlığın gerçekleşmesi mümkün görünüyor. Bence finans devlerinin baskısı Yunanistan’ın avroda kalması için de ayrılması için de kesinliği talep ediyor. Bu noktada, masaya görece eli güçlü oturan taraf Yunanistan olacak. Artık Yunanistan’ın taleplerini anlamsız bulmak, ekonomik akla dayalı değil tamamen ‘ideolojik’ bir karar olacak. Artık bahsettiğimiz ‘ekonomik aklın’ gereği gibi liberal bir varsayım değil, egemen güçlerin alternatife karşı reddi şeklinde olacak.

4- Yunan bankaları batar mı ?

Sermaye kontrolü zaten batmayı önlemek için uygulanıyor. Kısa süre içinde likidite sağlanmazsa şu an 60 euro günlük limit 30 euroya da indirilebilir. Ancak likidite sağlanacağına dair bir beklenti olmadığını söylemekte yarar var. Likiditenin sağlanmaması artık Avrupa’nın insani bir krize karşı kayıtsız kaldığının kanıtı olacak. Bu noktadan sonra bankaların batıp batmaması yanında Avrupa projesinin gidişatı önemli bir sorun olacak.

5- Yunan bankalarının batma ihtimali nasıl çözülür?

Muhtemelen en kararlı çözüm uluslaştırma/devletleştirme politikası ile olur. Syriza böyle bir politikayı güdebilecek anlayışa sahip. Daha önce yatırım bankaları battığında İngiltere belli başlı birkaç bankayı uluslaştırmıştı. Tabi ki Yunanistan bu bankaları kamulaştıracak araçlardan yoksun. Bu ancak merkez bankasının etkin bir biçimde çalışarak, kendi kaynaklarını yaratması ile mümkün. İşin özeti Drahmiye geçiş bankaların kamulaştırılmasını da mümkün kılabilecek bir alanı yaratabilir. Bankaların kamusallaştırılarak, kamunun özelin borcunu ödemesi yerine kamunun kamu bankalarının borçlarını ödemesi aradaki asimetriyi de yıkacak. Ayrıca, geleneksel bırakınız yapsınlar bırakınız etsinler neoklasik anlayışının dışında, devletin etkin müdahalesine yer açan yeni bir ekonomik anlayışın uygulanması da mümkün olacak.

6- Tsipras drahmiye geçişi tercih eder mi ?

Şimdilik Tsipras böyle bir politikayı izlemeyecek gibi görünüyor. Muhtemelen Salı günü gerçekleşecek olağanüstü toplantıya kadar bankalar kapalı kalmaya devam edecek, ülkenin nakit durumuna göre yarından itibaren sermaye kontrolü politikaları daha da güçlenecek. Ancak Salı günü daha geniş bir koalisyonla masaya oturup borç yapılandırmasına dönük hamle yapıldıktan sonra anlaşma sağlanamazsa drahmiye geçiş olasılık olmaktan çıkıp bir gerçek haline gelebilir.

Sonuç

Syriza hükümeti boğucu müzakereler sonucunda halk desteğiyle şu an bir adım önde.

Yunanistan’a destek için solun acil dayanışma çalışmaları yapması gerekli.

Konuya dair entelektüel tartışmanın ötesine geçip, her anlamda dayanışmayı mümkün kılacak kanallar oluşturmak emeğin avrupasını kurmanın ilk nüveleri olabilir.

Kurumlar politikalarını değiştirmezse barbarlıktan, Syriza istediğini alırsa daha adil ve güçlü bir Avrupa’dan söz edeceğiz!