Özeleştirim

Özeleştiri

Normal koşullarda özeleştiri yazarken etkili bir felsefi giriş yapmak gerekirdi heralde. Etik sorumluluktan bahsetmek ardından da arınma ve yüzleşme ile ilgili birşeyler söylemek gerekirdi.

Halbuki, hiçbirinin ne yeri ne de zamanı.

Bizde özeleştiri “kellecilik” olarak anlaşıldığından, özeleştiri verenin ahlaki sorumluluğu değil onun yanlış yapabildiğinin kanıtlanmasından duyulan haz ön plana çıkar. O yüzden de özeleştiri bir yüzleşme değil, daha çok aşağılamanın güzel paketlenmiş hali olarak ortaya konulur.

Özeleştiri yapacaksak bunu karar alıcılar mı yoksa sıradan insanlar ya da onların yarattığı topluluklar mı yapmalıdır hep kafamı kurcalayan bir durumdur. Yine de, tezahuratvari bir biçimde “hade özeleştiri yapın” denilerek daha önce dahil olduğum bir yapı gündeme getirildiğinden, yapı içinde olmasam da kendi adıma birkaç boyutta özeleştiriyi dile getirmek zorundalılığını duyuyorum.

Sanırım özeleştiri yapacaksam konuyu daha önce kapalı olarak dile getirdiğim noktalardan başlayıp, birçok konuya dayandırmam gerekmektedir. Kronolojik sıraya göre yapacağım bu özeleştiri kuşağında, birini diğerinden azımsadığım anlamının çıkmasını istemem. Tümü eş derece önemsenmektedir.

  • Akıncıya Destek

Toplumun büyük bölümü gibi ben adaylığını açıkladıktan sonra Akıncıya destek veren insanlardan biriyim. Kıbrıs konusunda kapsamlı çözümün imkansız derecede zor olduğunu bilerek, adım adım çözüm formülünü açıkça dile getiren birçok insandan biriyim. Akıncı öncesinde ve sonrasında mağusa inisiyatifi olarak defalarca adım adım çözüm vizyonunu ortaya koyarken, maraş liman gibi konuları da zaten toplumsallaşmasında büyük rol oynayan yapıların içinde hareket ettim.

Bu açıdan baktığım da akıncının ortaya koyduğu dört boyutlu vizyon ikna edici bir açılımdı. Genel hatlarıyla Akıncı’nın siyasi çizgisi KKTC Cumhurbaşkanı olacaksa Eroğlu veya Siber’den daha anlamlı bir resim çizmekteydi ve onu desteklemekte sorun görmedim.

İlerleyen süreç boyunca Cumhurbaşkanlığı ile yakın temaslarım oldu. Seçimden takriben 4-5 ay sonra İnsancıl İşler Teknik Komitesi üyesi de oldum ve bu görevi gönüllü olarak yerine getirdim. Teknik komitenin kısıtlı çalışma alanlarında önemli bir dönüşüm sağlanamadı. Bunun dışında kişisel tanışıklıklarımız sayesinde birçok konuda yapılanları doğrudan eleştirdiğim, eş zamanlı olarak sosyal medyada da eleştirdiğim durumlar oldu. Hatta dönem dönem “başka odaklara çalıştığıma” dair dedikodular yayıldı. Ardından bunun çarpıtma olduğunu öğrendim. Her ne olursa olsun, gelinen süreç boyunca olabildiğince sürece destek oldum. Kapsamlı çözümün gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını bilmeme rağmen, buna karşı değil buna destek vererek ilerlemenin toplumlararası yakınlaşmaya da olumlu destek vereceğini ve ancak bu şekilde ileriye adım atabileceğimizi düşündüğümden çok kez müzakere ekibinden açıktan “ayıp oldu” denilen eleştirilerime rağmen, son zamanlara kadar yukarıdakilerle sağlıklı bir diyaloğumun olduğunu söyleyebilirim.

Cenevre bana göre kapsamlı çözümün yapılması için uygun bir zamandı. O gerçekleşemedikten sonra bir daha geri dönüşün olmayacağından emindim. Crans Montana’da zaten birşey olmayacağına dair kapsamlı bir değerlendirme yazdım, hem blogumda, hem gazeddakıbrıs’ta hem de gaile dergisinde bu yazı yayınlandı dileyen okuyabilir.

Ancak, süreç içinde oluşan ilişkiler sayesinde birçok konuda kamuoyuna yönelik sosyal medya üzerinden görüşlerimi paylaşırken, temsili demokrasinin sınırları içinde kaldım. Hala daha da temsili demokrasinin kuralları ile orada bulunan akıncıyı verdiğim 4 boyutlu siyasete sadık kalması gerektiğini hatırlatacak şekilde sıradan bir vatandaş olarak eleştirilerimi ve desteğimi gerektiğinde sundum. Temsili demokrasinin iyilikleri kötülükleri üzerine tartışalım mı ? Tabi ki tarıtşalım. Ancak bu süreçte Kıbrıs konusunun önemli bir dönemece geldiğinde Eroğlu mu Akıncı mı sorusuna cevapsız kalamazdım. O yüzden de eğer bu konuda bir özeleştiri varsa, Akıncıyı koşulsuz desteklemiş olsaydım daha gerekli olurdu. Ancak oy vererek irademi teslim ettiğimi beyan ettiğim bir kişinin irademi nasıl kullandığını denetleyerek ve doğru yolda yürüdüğünde bu desteği yinelemenin tutarsız bir davranış olduğunu hala daha düşünmüyorum.

Akıncıya oy verdiğim gizli birşey değil, desteklediğim de gizli birşey olmadı. Başarısızlık zamanlarında Akıncıya yönelik eleştirilerimden dolayı “ölçüyü kaçırdığıma dair karşı eleştiriler aldığım oldu” ancak hesap verme sürecinin sonlanmamasının absürtlüğünü anlamak mümkün değil.

Günün sonunda BM parametrelerine destek veriyorsak, “leader-led Cypriot owned” bir sürece destek vermiş oluyorsunuz. Bu nokta da “liderleri desteklemem ama süreci desteklerim” kişisel garezden ötürü söylenmiş bir sözün ötesinde bir anlam benim için taşımaz. Desteklediğiniz kişiyi sevmek zorunda değilsiniz, ancak “seçilmiş kişinin” rüştünü kabul edip bunu ıspatlamasını istemek aptallık falan değildir. Makul bir durumdur. Kıbrıs sorununa dair ara bölge işgal etmekten, folklör oynamaya kadar tüm eylemlerinde bulunan bir kişi olarak, kendi öğrendiğim folklörden, işgale, kavgadan müzakere masasına kadar heryerde aynı heyecanla bu meseleye sarılmadıktan sonra birşeyleri değiştirmek mümkün olmayacak. Sokakta ve masada yeteri kadar çok olamadığımız için bugün liderler bir şekilde masadan başarısız olarak ayrılmakta bir risk göremediğini düşünüyorum. Bu yüzden de sonuç ortadadır.

 

  • Dayanışma

Dayanışma ağı kurulduğu günden, hatta öncesinden içinde yer aldım. İlk toplantılarda 10 kişi ile başlayıp zamanla bir çok konuda ses çıkarmayı başardık. Kendi adıma dayanışma ile ilişkilerim Mart ayından beri kopmuş, Mayıs ayında da beyanım ve öz eleştirimi vererek sonlanmıştır.

Dayanışma’dan ayrılırken dayanışmanın Çözüm ve Barış Platformu ile ilgili kaygıları ve endişeleri ile benim dayanışmadan ne anladığım arasında bir ilişkiye dayanır.

Bana göre dayanışma kendi başına aktivist olan, başka bir örgütte olan, kendine yer bulamayan herkesin ortak ağıydı. Bir başkanı ve hiyerarşik yapısı oolmadığından iktidar ver rekabet anlayışından uzakta olmasını umuyordum ve klasik bir örgüt olmadığına inanıyordum.

Bugün durum nedir bilemem çünkü uzun süredir yapılanmanın hiçbir toplantısında bulunmadım, kırgınlığım da yok o yüzden aklıma yatan eylemlerinde yer aldığım olmuştur. Hala daha da olabilir.

Ancak, Dayanışma’dan ayrılırken ortaya koyduğum eleştiri hala daha geçerliliğini korumaktadır. Malesef dayanışma’da yola çıktığımızda murat ettiğimiz kesin bir tespit vardı. Hepimiz birşeyler yapıyor ama bir türlü başarılı olamıyorduk. Başarılı olmak için diğerlerinin de desteğine ihtiyaç vardı. Bu şekilde düşünenler olarak gelin bir araya gelelim ve dayanışma gösterelim dedik. Kendi aktivist alanlarında başarılı olan insanların hep örgütlerini hem de dayanışma ağıyla meselelerini ileriye taşımasını hedefledik.

Dayanışmanın kurulmasından sonra Barış Atolyesinde yer aldım. Dostlarla birlikte Barış konusunda yüzleşme üzerine eylemlilikler yaparken, aynı zamanda da önce soruna dair kaygısı olan örgütlerle bir ortak açıklama yaptık. Sanırım 13 – 14 örgütle başlayan açıklama denemesi kısa bir süre sonra odaların, birliklerin katılımıyla Platforma dönüştü. Zaman içinde büyürken ben orada bir dayanışma aktivisti olarka değil Mağusa İnisiyatifi aktivisti olarak bulundum. Bunun da biraz bir sebebi vardı, ÇBP çalışmaları ana akım siyasetin çerçevesinde yürüyebilirdi ve Dayanışma’da buna yönelik hassasiyetler çıkabilirdi.

Ancak kimisine göre gizli dayanışmacı olarak orada bulundum. Ancak bu konuda kendimce net çizgi çekip, katıldığım TV programlarının ya da kamusal açıklamaların hiçbirinde dayanışma kimliğimi kullanmadım.

Günün sonunda, ÇBP Cenevredeki başarısızlıktan sonra diğer tüm yapılar gibi enerjisini tekrar toplayamadı. Ben Cenevre’deyken (Her örgütten 100 tl bağış alarak uçak ve hotel masraflarım karşılandı, para görece küçük bir sendikadan çıktı ve hala daha cüzdanımda ilgili sendika adına bozulmamış çekler durmaktadır.) Dayanışma’da yoğun bir tartışma başladı. ÇBP ile Dayanışmanın ilişkisi sorgulanırken malesef bu tartışmalarda yer alamadım. Ancak bu tartışmaların ardından, Dayanışma ile ilgili esaslı bir algısal dönüşüm yaşandı. Her renkten herkese kucak açarak dönüşüm yerine rengi ve tutumu belli olarak ilerlemeye karar veren bir anlayışa evrildi.

Bu aşamada da kendi adıma konuşacaksam, siyaseti uluslararası siyasetin anaakımlığı ile kendi sol değerlerimi harmanlayarak birşeyler yapmanın alanı artık Dayanışma  değildi. Çünkü mücadele vereceğim alanda artık her rengi kucaklayarak hareket edemezdik.

Daha önce dediğim Kıbrıs sorununda “folklörden ara bölge işgaline ve masaya kadar her alanda olarak” bu mücadeleyi verme anlayışı, Dayanışma da kabul edilebilir bir anlayış değildi. Böyle anşılmasının yanlış olduğunu söylemiyorum. Kesinlikle olabildiğince sert bir ses verebilmek önemlidir. Ancak, bana göre Kıbrıs sorunsalı için bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine hareket etmedikten sonra ilerlemek mümkün değildir. Malesef dayanışma bir ağaç gibi tek ve hür olarak yoluna devam ederken, bir ormanda olduğumuzun farkındaydı ama bunu dile getirebilmenin zemini ortadan kalkmıştı. Ya da belki zemini vardı ama ben bu zeminde kendimi bulamamıştım.

Üstelik kişilerle bir sorunum olmamış, kimseyle kavga etmemiştim. Ancak ÇBP – Dayanışma ve Kıbrıs Sorunu tartışmaları ekseninde dayanışma ile ilişkim de son bulmuştu. Bu yüzden Dayanışma’nın yalpalamalarındaki sorumluluğun da önemli bir bölümünü üzerime alıyorum.  Dayanışma’dan da aynı sebepte eğer yüzleşme yaşanacaksa önce kendimden başlamalı dediğimden ötürü de ayrılmayı uygun gördüm. Yapılanmayı farklı anladığımdan kaynaklı oluşturduğum olumsuz imajdan da sorumlu olduğumu söyleyip verdiğim zarar için de özür diledim. 

 Dayanışma, kendine özgü değerlendirmeleri ile hala daha dünyama yeni fikirler katmaktadır. Ancak, benim anladığım halden uzakta olduğundan ötürü de kendimi bu yapı ile bütünleyememekteyim. Ayrılırken de hiçbir suçlama yapmadan, çabaları takdir ederek ayrıldım. 

Ayrıca, Dayanışma kendi özeleştirisini kendi dinamikleri ve kendi anlayışı ile yapmaya devam etmelidir. Benim sorunsalım dayanışmadakilerin sorunsalı olmayabilir. Belki de başka noktalarda da yollar ayrılmış ya da birleşmiştir. Ancak bunları dayanışmanın kendi özneleri kendi bildikleri biçimde dile getirmelidir.

 

  • Çözüm ve Barış Platformu

Eksiği çoktu, sendika sivil toplum partiler ve kaos ile karar almaya çalışıyorduk. Doğrusunu isterseniz, 30 kusur örgütün seçtiği sekreterya bile istediğimiz kadar etkin çalışamamıştı. Üç dört kişinin omuzlarında çalışan bu yapının içinde her bir örgüt teker teker özeleştiri vermesi gerek sanırım. Onların tümü adına benim özeleştiri vermem mümkün olmayacak.

 

Benim bireysel olarak söyleyeceğim bu sürecin başarılı olmasını isterdim. Malesef Crans Montana’da başarısızlığı çok önceden hissetmiştim. O yüzden de Crans Montana’nın dile getirildiği günlerden sonra Akıncı’nın ekibi ile tek kelime bile bilgi istişare etmiş değilim. Bundan sonra da eder miyim belli değil.

Çözüm sürecine dair zaten Akıncı’nın açıklamasına dair kendi görüşlerimi ortaya koydum. Dileyen okuyabilir.

Sosyal medya hesabım kapalı olmasına rağmen, bir arkadaşımın söylediği dayanışma üzerinden kelle istemesi üzerine bunu ortaya koymak istedim. Dayanışma ile bir bağım yok, ama sorumluluğun çoğu yine bana dayanmaktadır. O yüzden kendi adıma bunları karalamak istedim.

Sürece ve birşeylerin başarılacağına inanarak anladığım kadar birşeyler yaptım, olmadı. Şimdi bunu okuyup birileri birşey anlar mı, birilerinde hormonal değişiklikler olur mu onu bilemem. Ancak, başka hatalarım oldu da onları bahsetmemişsem birileri onları da eklesin. Durup mağdura falan yatma halim de olmayacak.

Herkes bildiği gibi siyasetin ve aktivizmin bir tarafını tutacak.

Birşey olma gibi bir niyetim yok ancak birşey yapmak gibi bir arzum var.

Bu olana kadar bildiğimi okumaya devam edeceğimden muhtemelen hatalardan birşeyler öğrenirken, yeni hatalar yapmaya devam edeceğim. Bu bağlamda da daha çok kez özeleştiri yazacağım.

Özeleştiriyi beğenmeyenler varsa, itina ile düzeltmelerini beklerim.

Ve son olarak senelerdir bir şey yapmadan birşey olanların da özeleştiri yapmaları hoş olur, renk olur, çeşit olur…

 

Mertkan Hamit

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s