Gandır Çocuğu…

 

Tarihe mal olmuştur, “gandır çocuğu taksim istesin” sözü… Kaç sene önce, ilk kez kim söyledi bilmiyorum. Ancak, ada yarısının bize düşen tarafı bu sözü her başarısız çözüm girişiminde hatırlamak zorundadır.

Görüşmelerin başarısız olma ihtimalinin ardından, sıkı milliyetçiler kadar, makul liberaller ve ‘öngörülü’ çıkarcılar avuçlarını ovuşturmaya başladı.

Süregiden durumu ahalinin kabullenme ihtimalini de iyice ölçüp tartanlar mağrur bir biçimde sessiz bir karşı koyuş gösteriyormuş gibi yaparken, eş zamanlı olarak da yükselen milliyetçi rüzgarı nasıl arkama alırım hesaplarına girecek…

Sıkı milliyetçilere pek söyleyecek sözüm yok… Ne de olsa onlar hayallerine ortak arıyorlar ben deyim 30 siz deyin 40 – 50 kusur senedir. Ancak makul liberaller ile ‘öngörülü’ çıkarcılar “gandıran” kendileri olmadan bazı şeyleri kotarma derdinde.

Zaten öteden beri “bırakınız yapsınlar ve de etsinler” kafasında olanlar, Türkiye’ye dil üzerinden akrabalığımızdan kaynaklı, ne yapsak ödenemeyecek olan borcun bedelini, Türkiye’nin yüce ve ülvi çıkarlarını her koşulda koruyarak ödemek gayretindeler. Bu yüzden de kendilerini bir anda büyük satranç oyunun önemli aktörü olduğunu varsayarken, piyon bile olamadan kendilerine vezir muamelesi yapılacağı günün hayaliyle “taviz vermezük” diyenlerle dirsek teması içinde “ya taviz verürsek neler olur!” diyorlar.

“Taviz verürsek, Anastasiadis seçimlerden sonra bizi orta yerde bırakacak…”ya da “Taviz verürsek, eşitliğimizi garanti altına alacağımız kozlarımız ortadan kalkacak” cümleleri bu aralar makul liberaller ve öngörülü çıkarcılar tarafından sıklıkla dile getiriliyor.

Hele bir anlasak ne istediklerini, o zaman her şey çok daha kolay olacak. En azından bir çizgi çekmek mümkün olacak. Ancak hata biraz da bizde… Bir türlü anladığımızı kabul etmiş değiliz böylesi makul ve öngörülü tipleri…

Mesela bir önceki barış girişiminin başarısızlıkla sona ermesine makul bir tavır mı sergilemişti Ferdi Sabit Soyer hükümeti, Maraş ve Omorfoyu öncelikli kalkınma alanı belirlerken… Sahi, Annan Planına göre “verilecek” bölgelere yatırım yapmayı sistematik bir politika olarak benimsemek ne çeşit federalist bir tutumdu? Bir sabah uyandığında bir böceğe dönüştüğünü farkeden Gregor Samsa ile ne farkı vardı bu “öngörülü” tutuma sahip memleketlümün…

Madem olmadı o zaman resti çek, all-in!..

Hiç çözülemeyecek hale getirelim ki, buralara bir daha uğrayan iflah olmasın…

***

Diriltiyoruz yine iflahını kesme arzularını…

Şimdi yeni bir ezber çıkıyor piyasaya… Kadife boşanma senaryoları yazanlar derneği ilk senaryosunu iftiharla sunar. Filmin adı: AB üyesi tam bağımsız KKTC…

Satın alanı olmazsa suçlusu AB’dir ya da “komşu” Kıbrıs Cumhuriyeti ya da Kadife Boşanma Senaryoları Yazanlar Derneği diline uygun söylersek: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi…

AB üye devletleri için de en önemli şey, kendi üyesinin toprak bütünlüğünden vazgeçip, daha kendi bile ne olduğuna karar verememiş olan Kıbrıslı Türklere iftihar ve gururla bir devlet hediye etmek olacak, herkes de buna inanacak…

Komik geliyor ama garip gelmiyor. Çünkü, mantık dışı saçmalıklara inanma eğiliminin bu kadar yüksek olduğu bir cemaatte buna da inanan birileri çıkacak elbet. Ellerini ovuşturarak gece taşralı yatıp sabah Avrupalı bir KKTC vatandaşı gibi uyanmak isteyecek… Toprak verse bile, malın mülkün tazminatını vermeyecek. Gaz desen onda da ortaklık isteyecek! Herşeyi isteyecek, hem zaten bir gece önce de rüyasında tek boynuzlu atları görmemişmiydi…

 

 

Mertkan Hamit

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s