Saraya Bir Soytarı Lazım

Mertkan Hamit

Dün yeni bir şey öğrendim Joker’in kökeni romalı hükümdarların saraylarında bulundurdukları soytarılara verilen isimmiş. Benzeri görevde saray soytarıları Hint, Roma, Ortadoğu ve Çinli hükümdarların saraylarında da bulunurmuş. Hükümdarı vahim yanlışlar yapacakken mizahi bir şekilde uyarırmış. Hükümdarlar, “akıllı” ve “stratejik” danışmanların yanında bir de “deliye” ihtiyaç duyarlarmış.

Bizim cumhurbaşkanlığında acaba bir soytarı var mı diye soruyorum kendi kendime…

Yani başkana stratejik hesaplardan önce yaptığı hataları doğrudan dile getirebilecek birileri…

Dalkavuklar, strateji uzmanları, hukuk fetişleri ve milliyetçi gürültücülerin dışında gerçekleri, sıradan halkın hissettiklerini anlatan birileri var mı mesela?

Mizahi olmasa da Sayın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya değil de, “Be Mustafa” diye anlatacak birileri…

İnsanların beklentilerini söyleyen birileri var mı oralarda ?

Mesela o su ile fasülyenin pişmeyeceğini söyleyecek olan…

Koordinasyon ofisinin bu ülkedeki genç sporcuların ya da sanatçıların uluslararası alanda temsil edilme fırsatını vermediğini o yüzden de vereceği paranın spor klüplerindeki “godamanlara” yarayacağını söylecek birileri…

Eurovision’da Kıbrıslı Türkleri görmek için bu sorunu çözmesi gerektiğini söyleyen birileri…  Değil Barcelona Amedspor’un bile Hisarların altında antreman maçı yapabilmesi için koordinasyon ofisinin değil FIFA’nın sözünü geçtiğini vurgulayan, bu yüzden de bu işi bitirmesi için çok az zamanı kaldığını söyleyen birileri…

Kravatlıların, flamalı arabaların, devlet törenlerinden fırsat bulduğunda zaman zaman da Cumhurbaşkanı olduğu devletin aslında beş para etmeyen, kan ve şiddetle kurulmuş temelinde ırkçı bir anlayışın yattığı ve sahte olduğunu hatırlatan birileri var mı? Sahte olduğunu söyleyemiyorsa bile, “sui generis” yani “nevi şahsına özgü” olduğunu söyleyen birileri. Yani olmadığını ama varMIŞ gibi yaptığını ama bundan ileriye de gitmesinin politik konjektür ne kadar değişirse değişsin mümkün olmayacağını söyleyen birileri… ya KKTC tanınırsa diye içinden geçirdiğinde yüzüne bir bardak soğuk su atıp onu bu rüyalardan uyandıracak birileri…

İstanbul meselesinde çıkarılan gürültünün sonuç üretmediğini, hatta daha da kötüsü aylar sonra çözüm denilerek gerçekleştirilen görüşmelerin de henüz “müzakere” değil sadece “konuşmadan” ibaret olduğunu söyleyen birileri var mı ?

Al – verin olmadan yapılan şeyin müzakere olamayacağını olsa olsa fikir teatisi olduğunu ve bundan artık çok sıkıldığımızı söyleyen birileri var mı ?

Kıbrıs sorunu çözülmüyor ve bu ada yarısında yediğimiz yemekten soluduğumuz havaya kadar bile bizi kanser etmesini engelleyecek caydırıcılıkta bir hukuki yapı kurulamadığından, toplumun en üstündeki kişi olarak bundan da sorumlu olduğunu olduğunu söyleyen var mı ?

Güney’de ELAM’ın güçlenmesi ırkçılığın artmasında oradaki eğitim sistemi kadar adanın karpuz gibi bölündüğünden sürekli malzeme yaratıldığını.. dağdaki bayrağın ışıklarının ırkçılar için sabah akşam malzeme üretmesini mümkün kıldığını ve bu ülkeye barış getirmediği sürece Kıbrıslı Rum toplumunda faşizmin gelişmesine sebep olduğunu söyleyecek birileri… O tarafta gelişen faşizmin bir gün şiddeti araçsallaştırdığında buna malzeme sağladığı ya da sağlanan malzemelerden kurtulmak adına sonuç üretemediği için kendisinin de sorumlu olacağını söyleyen var mı ?

Bunların hiçbiri yeni birşey değil, sanırım dile getirmek de sakıncalı değil. Umarım bunları söyleyecek bir soytarı da sarayda mevcuttur. Gerçek fotoğrafa bakarsak, Mustafa Akıncı Cumhurbaşkanı olarak seçileli 1 yıl oldu. Aylar içinde çözüm iddialı bir söylemdi ve şimdi acı bir gerçek ile karşı karşıyayız. Aylar içinde çözüm henüz gerçekleşmemesine rağmen şimdi iki bilemeden üç ay içinde çözüme ihtiyacımız var. Mustafa-mania’nın sona erdiği, liderler arası momentin daha düşük olduğu, Sapienta Economics tarafından yapılan Kıbrıs raporunda çözümün gerçekleşme ihtimalinin %40 seviyesine indiği bir noktadayız. Önce seçimleri bekleyip, seçimlerden sonra liderlerin anlamsız bir kavgaya tutuşması da buna tuz biber ekledi…

Aralık’ta Amerikan seçimleri, ardından BM Genel Sekreterliği’nin değişmesi sürecin devamlılığına ve sonuç alıcı olmasında engel yaratma etkisine sahiptir. Haziran ve Temmuz aylarında metnin son halinin oluşturulması, ölü olan Ağustos ayında Garantörlerle görüşmenin tamamlanması, Eylülden Aralığa kadar da propaganda yapılması ve aralık ayında da planın referanduma sunulması gerekiyor.

Aksi halde çözüm için yeni bir dalga gerekecek. Yeni dalga Mustafa-mania travmasından sonra hemen gelmeyecek. Belki de başka bir 10 yıl beklememiz gerekecek. Tabi o zamana çözümü görüşebilecek bir Kıbrıslı Türk toplumu varlığından söz edebilecek miyiz o da başka bir mesele…

 

 

—–

Bu yazı daha önce Dayanışmanet.net sayfasında yayınlanmıştır.

Saray soytarısı üzerine Cemal Tunçdemir tarafından yazılmış bir makale karşıma çıktı okumanızı öneririm: http://t24.com.tr/yazarlar/cemal-tuncdemir/soytarinin-hakki-soytariya,10765

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s