“İki Bölgelilik” Derken Niyet Edilen Ne ?

“İki Bölgelilik” Derken Niyet Edilen Ne ?

Mertkan Hamit
mhamit@gmail.com

Kıbrıs Sorunu ile ilgili çözüm süreci hızlandıkça, temel ilkeler arasındaki nüans farklılıkları kadar, murat edilen çözümün nereye varacağı da önemli bir mesele haline geliyor. İki bölgelilik adına yapılan tartışmalarda bölgeler arası dengenin nasıl sağlanacağı, iki bölgeliliğin nasıl korunacağına dair çeşitli argümanlar ortaya konulurken, temel ilke “sarih çoğunluk” olarak ortaya konulan BMGK 750 güvenlik konseyi kararı çerçevesinde ele alınan konudur.anastASİADİS

1990lı yıllara kadar iki toplumluluk ilkesi ile birlikte iki bölgelilik de yasal düzlemde önemli bir kırılma noktasını teşkil ederken, özellikle AİHM’nin Demepoulos kararı ile mülkiyet hakları bağlamında alınan karar da iki bölgeliliğin biçimlenmesinde, iki bölgelilikte ölçütün mülkiyet rejimine göre belirlenmesine yönelik önemli bir emsal oluşturmaktadır.

İki bölgelilik mülkiyet ve nüfus çoğunluğu ilişkisi içinde ele alınırken, bunun sürekliliğinin sağlanmasına dair savunmacı refleks sayıca az olan Kıbrıslı Türk tarafı için anlaşılır bir kuşkudur. Sayıca azınlıkta olan grubun, nüfusu yüksek olan toplum içerisinde asimile olmaması –kültürel olarak varlığının korunması – kanıksanacak bir barış ortamı oluşturulana kadar gerekli olduğu açık bir gerçektir. Aynı zamanda bu, çözüm konusunda korkuları olanları da rahatlatmak, insani boyutta güvenlik hissini sağlamak ve barış ortamı için uygun bir ortam kurabilmek için anlamlı bir taleptir.

Ancak, Kıbrıslı Türklere ait olacak etnik-çoğunluk alanın, Kıbrıslı Türklerin siyasi ve ekonomik varoluş bağlamında kendilerini hapsedecekleri bir alan değil federal yapı içerisinde meşruluklarını kazanacakları alan olarak görebilmesi gerekmektedir. Başka bir deyişle, esas olan Kıbrıslı Türk oluşturucu devletinin alanından çok, adanın tümüne yayılan siyasi eşitlik temelinde var olabileceğimiz bir anlayışla konuya yaklaşmamızın gerekliliğidir.

Ancak siyasi anlamda topluma nüfus eden milliyetçi histeri, hali hazırda kabul edilmiş iki bölgelilik temelinin katı bir biçimde korunabilmesine de ihtiyaç duymaktadır. Avrupa Birliği müktesebatının oluşturucu anlayışı olan 4 özgürlük (yani Avrupa timthumbiçinde mal, hizmet, emek ve sermayenin serbest dolaşımı) ortak devlet içinde sonsuza kadar sınırlandırılması mümkün değildir. Mülk ve nüfus çoğunluğuna dayalı kurmak istediğimiz federal yapının, Avrupalı bir kimliğe sahip olmasını istediğimizi söylerken, Avrupalı olmayan bir uygulama ile müktesebattan “kalıcı derogasyon/sapma” isteği sunmak barışa gidecek yola dönük ciddi bir engel oluşturduğu aşikârdır. Bu talep Kıbrıslı Türk siyasi elitinin zihniyetinde, toplumların hiçbir zaman dostluk içinde yaşayamayacağını, er zaman birbirlerini tehdit olarak göreceklerine dair bir gelecek tahayyül üzerinden hareket edildiğini göstermektedir.

Bu noktada, güvenlik ile tehdit ikileminde Kıbrıs’ta aynı anda hem 4 özgürlükten herhangi bir kalıcı sapmaya yer vermeyen ancak diğer taraftan da Kıbrıslı Türklerin daha önce de bahsettikleri kaygılarını koruyacak önleyici tedbirlerin alınması esastır. Alınacak bu tedbirlerin ortaya konulmasının amacı federal bir Kıbrıs’a erişmeyi mümkün kılmak mı yoksa süreci çıkmaza itmek mi olduğu konusunda net olunması son derece önemlidir. Çünkü tarih bize defalara umut bağlanan görüşme süreçlerinde iki tarafın da çözüm istemesine rağmen sonuca ulaşılamayan birçok durum yaşatmıştır. Bu sefer bunları yaşamamak adına meseleye dönük tarafların esnekliklerini zorlamadan yaklaşmak, esnekliğin bir kırılmaya neden olmasını önlemek açısından son derece önemlidir.liderler_lefkosa-9.1-1074x483

İki bölgeliliğin garanti altına alınması, kurulacak olan devletin “yasal kesinliğinin” sağlanması da bu noktada en önemli konu haline gelmektedir. Yasal kesinlik, uluslararası hukuktaki belirsizlik kavramına rağmen, temelde meşru bir taleptir. Ancak birçok uluslararası hukuk uzmanının yasal kesinlik diye bir durumun hiçbir zaman var olmayacağına dair çeşitli tartışmaları mevcuttur. Günün sonunda hukuk sosyolojik ilişki ve düzenin anlık kristalize olmuş halidir ve hukukun bu durağanlığı ile hayatın ve özellikle de küresel düzenin serbestleştirilmiş durumu, mevcut koşulları tam anlamıyla ele alabilecek kadar esnek değildir. Uluslararası Hukuk duayenlerinden Koskenniemi’nin yükselen / alçalan (ascending / descending) argüman olarak ortaya koyduğu durum da tam bunu işaret etmektedir. Yasal mutlakıyet hali gibi, politik esneklik halinin de birbiri ile apolojist ve ütopik (apology / utopia) ilişkilere girebilecek olması temel hukuk felsefesi dahilinde çatışma yaratabileceğinden bahsetmektedir.

Yaşadığımız bu örnekte de uluslararası hukuk sisteminde yasal kesinliğin kazanılmasına dönük bir talebin aynı anda bireysel hakları sınırlayıcı bir biçimde formülize edilmesi kendi içinde çelişkiler yaratmaktadır. Yani bir taraftan kolektif hakların yasal olarak korunmasını talep ederken, diğer tarafta bireysel haklara yönelik bir sınırlandırma ortaya koyup ciddi bir ayrılık / yan yana yaşayan halkların sonsuza kadar yan yana yaşayıp asla karışmamasını talep etmek gibi kendi içinde çelişkili bir durum yaratmaktadır. Siyasal haklar sınırlandırılarak iki devletli bir konfederasyon ile tek devletten oluşan bir federasyon arasındaki dengenin gözetilmesi esastır.shutterstock_131385992

İşte bu noktada, Koskenniemi ve daha birçok uluslararası hukuk duayeninin ortaya koyduğu hukuk üzerinden ve haklar bağlamında çatışmacı bir dil aracılığıyla reaksiyonel bir tavrın yerine, ortak bir hukuki zemin üzerinden politik bir niyet ortaya koymanın önemi ortaya çıkmaktadır.

Ortak siyasi zemin, ortak bir anayasa ve kaynağı Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlardan alan ortak bir hak bildirgesi olarak ortaya koyabileceğimiz bu üç katman temel bir çözüm önerisi olarak görülmelidir.

İki bölgeliliğin sürekliliğinin ve niteliğinin teminatını AB Birincil Hukuku, kalıcı sapmalar yerine toplumun öz siyasi iradesinde aramak çok daha meşrudur. Çünkü Kıbrıs Sorununu zorlaştıran ana unsurlardan biri hukuk iken, politika hukukun erişemeyeceği noktada yardımcı olabilecek bir güçtedir. O yüzden Özersay (2009) tarafından enine boyuna tartışılan KADI davasının etkileri ya da Denktaş’tan bugüne ortaya konulan iki bölgeliliği garanti edecek sürekli sapmaların AB’nin birincil hukuku haline gelmesine korumacı ve Kıbrıslı Rumlar tarafından “kabul görmesi mümkün olmayan” talepleri yerine geçebilecek olan siyasi meşruluğunu halktan alan tercihlere yönelmek önemlidir.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s