Emre Akbil: Sarih Çoğunluk Veya…

Emre Akbil tarafından yazılan yazı daha önce yazdığım yazılarla benzeri bir yaklaşıma sahip… Bütünlüklü olarak mesele ile ilgili tartışmaları arttırmak adına önceki iki yazımın linkler:

Emre Akbil: Sarih Çoğunluk Veya…

Müzakere süreci içinde ortaya atılan fikirlerin çözüm sonrası yaşantımıza nasıl etki edeceğini bugün tartışmamız büyük önem taşıyor. Bu tartışmaların belki de en önemlilerinden biri de Mertkan Hamit’in eleştirilerini yönelttiği “Sarih Çoğunluk” (Clear Majority) kavramıdır:

“AB üyesi olacak bir devletin 4 özgürlük (mal, hizmet, sermaye ve emeğin serbest dolaşımı) ilkesiyle çelişmesi imkansızdır. Üstelik bu 4 özgürlük toplumlar arası değil AB’yi oluşturan devletler arasında bir birliğin temel ilkesidir. Bu 4 özgürlüğü ve temel insan haklarını gözetmeden çözüm müzakerelerinin sonuç üretmeyeceğini önceki müzakereciler sonuca ulaşamayarak kanıtlamıştır. Yeni müzakere sürecinde ise yasal dayanağının bile kafamda soru işareti yarattığı bu sarih çoğunluk ifadesini, maksimalist bir noktada algılayıp İsrail – Filistin gibi kendi “yerleşkelerimizi” yaratma deliliğinden vazgeçmemiz gerekmektedir. Çünkü Kıbrıs konusunu çözmek isteyip, statüko dilinden kurtulmamak sonuç üretmez aynı zamanda Kıbrıs Sorunu yerine bir İsrail – Filistin sorunu yaratmaya da hiç gerek yok.” (Mertkan Hamit)

Sarih çoğunluk kavramı ortak yaşamı kuramamış halkların, kabuklarına çekilerek, ayrışmış kamplar içinde, kimliklerini koruma kararverildigayreti içinde olma çabalarına işaret eder. Müşterek değerler üretmekten aciz olan ve böyle olduğu için kendi kabuğu içinde de güçsüz olan bu halklar, bu zayıflıklarını örtmek için, egemenliklerini devrettikleri kabuklarını kalınlaştırırlar. Bu kabuk temsili demokrasi ile oluşan sömürgeci iktidarın söylem ve pratiklerinin tümüdür. İktidarın kabuğu kalınlaştıkça kendi gücü azalan, daha da yumuşayan bu halklar zaman içinde kabuk tarafından çevrelenmiş, tanımlanmış ve sınırlandırılmış olarak yaşamaya mahkum olurlar. Camiler, kiliseler, bayraklar dağları taşları örter…

İktidar, ortak mefhumlar üretemeyen toplulukların, kendi güçlerini devrettikleri sömürge biçimleridir. Sarih çoğunluk, bu iktidarın kaynağı olan cemaatin (%50+n=tanımlanmış kitle) oy havuzunun ve veya meşrulaştırıcı kitlenin ismidir: Sünni-Müslüman-Beyaz-Türk-Ataerkil-Cemaat veya Ortodoks-Hristiyan-Beyaz-Yunan-Ataerkil Cemaat.

Tanımlı kimlikler üzerinden kurulmuş cemaatler sömürü sistemine işaret eder. Eğer barış iki cemaat üzerinden shutterstock_131385992kurgulanacaksa mevcut sömürü sistemlerinin altyapısı olan milliyetçi çerçevenin ve sermayenin ortak iktidarının süreceğini kestirmek zor olmaz. Din, dil, ırk, etnik ve kültürel ayrımlar üzerine kurulacak bir uzlaşı aslında toplumların değil mevcut yönetim paradigmalarının uzlaşısıdır. Gizlenmiş olan mikro-uzlaşmazlıklar da mutlaka su yüzüne çıkacaktır. Toplumlar arası anlaşmaların uzlaşmazlıkları görmezden gelmek yerine (ve hatta onları bir görünmezlik pelerine ile örtmek yerine) bu uzlaşmazlıkları tartışma ortamına taşıyarak bireylerin kendi cemaatlerinin dışında ve kimlik siyasetinin ötesinde kendi özneleşmelerini keşfetmelerine olanak verebilmelidir. Müzakere, bu öznelerin üretimine olanak tanıyabilecek ortak platformdur. Bu platformu salt iktidar oyunları için kullanmak yerine ortak bir barış dili, ortak bir coğrafya ve ortak bir yasal çerçeve oluşumu için alan açmak gerekir.

Barışı iki kampa, iki ayrı cemaatin yönettiği toprak parçasına, ayırma fikri iktidarların mevcut sapkınlıklarının tümünü içinde barındırır. Toplumların kendi içkin güçlerini devrettiği iki ayrı sömürge kampı, barışın değil sapkınlıkları kabullenmenin adıdır. Ortaklıklara ve değerlerin paylaşımı ile gelişecek müşterek pratiklere dayalı bir barış mümkündür.timthumb

Mümkün değilmiş gibi davranmaktan vazgeçtiğimiz anda barış da gelecek…

Kıbrıs’ı yeni bir demokratik olasılıklar alanı olarak düşünerek, müzakere sürecinde bu sorulara cevap aranabilir mi? Halklar neden kendi içkin güçlerini temsili bir egemenliğe devretmek için gönüllü olurlar? Yüzyıllardır süregelen, toplumları esir alan, kimlikler, cinsiyetler ve cemaatler üretirken kendi egemenlik düzeneğini güçlendiren iktidarlar, halkları bu fikre nasıl alıştırmışlardır? Bu gönüllü esaretin sapkınlığı ne zaman son bulacaktır?

1 Comment

  1. Birçok düşüncenin ve görüşün serpiştirildiği güzel ve kısa bir yazı. Benim naciz düşünceme göre ‘çözüm olsun da nasıl olursa olsun’ çaresizlik halinden değil de ‘Nasıl bir çözüm’ noktasından hareketle ne istendiğinin açık seçik ortaya konması ve o yönde mücaadele verilmesi şiarı yükseltilmelidir. Bunun aksi kadercilik olur.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s