Sol Yatırım-fobik mi ?

Malum gazlı meşrubat markasının Kuzey Kıbrıs’a yatırım yapacağına dair ilk bilgi bundan süre gazetelerde yayınlanmıştı. Ardından bir sol parti milletvekili sosyal medya hesabından buna dair “hayır dua okumuş” aldığı eleştirilere de “yasal 12039338_10153078990517411_8734352743579173933_nolduktan sonra her türlü yatırımın arkasındayım” diyerek konuya yaklaşımını ortaya koymuştu. Ben de dahil bir çok insan farklı tepkiler verirken, bu yatırıma “övgüler düzenlere” tepki verenler “eski kafalı” olmakla suçlandı. İlginçtir, bugün eski kafalılıkla suçlananlar, bundan bir süre önce “servet düşmanlığı” ile suçlanırdı. Bu suçlamaları yapanların sosyal adalete ve gelir eşitsizliğine dair söyleyecek sözleri yokken şimdi zeytinyağı moduna geçmeleri takdir edilmelidir.

Sol adına iktidar erkini ellerinde bulundurmalarını geçtim, yatırım konusunda açık bir pozisyon belirlemek yerine bırakınız yapsınlarcı yaklaşımları son derece üzücüdür. Evet üzücüdür çünkü bu yapılan sadece naif ideolojik tercihler değil, aynı zamanda sol mirasın acımasızca harcanmasıdır. Öyle ki, toplumu yöneten bir partinin ekonomi komitesi üyeliğini yapmış insanların bu derece “naif” olması, benim durumumda olup biteni seyreden bir vatandaş için, rahatsız edici bir durumu ortaya koymaktadır.

Başlıkta sorduğum soruyu uzatmadan cevaplamak niyetinde olsam da, malumunuzdur ekonomi dediğiniz karmaşık yapıyı anlayabilmek için teknik detaylar üzerine de konuşmak gerekmektedir. Ancak peşinen söylemekte yarar var: “Hayır efendim, sol YATIRIM-FOBİK değildir.”

Peki öyleyse, ne diye bu kadar gürültü ? Koskoca Coca Cola şirketi teşrif etmiş, tanınmamış KKTC’ye fabrika kurmuşken, biz hangi haklı sebebe dayanarak böyle bir fırsatı sorguluyoruz değil mi? Durun önce zıtlaştığımız noktalarIncome-Inequalityı belirleyelim size göre buraya bir şirket yatırım yaptıysa, artık o da yerli bir şirket ürünü de yerli bir üründür öyle değil mi?

Bundan sonra tatile çıktığınızda, oradakilere söyleyin Coca Cola yerli bir şirket, içtiğiniz içecek de KKTC’nin yerli ürünüdür deyin sonra arkadaşlarınız iki nokta üstüste bir de parantezden oluşan smileylerini nereleriyle yapıyorlar bir bakın bakalım…

Yok tabi size göre hala yerli üretim olmuş olabilir. Ne de olsa, yer Kuzey Kıbrıs, üretim de var…

Birleştirin. Ne oldu ? Yerli artı Üretim yani Yerli Üretim…

Devlet Bahçeli’nin 2009 yılında “40 yapar” tanımlamasından etkilenenler için bu da etkileyici bir yaklaşım olabilir tabi. Bir de Tayyip Erdoğan’ın Akdeniz, Beyaz Deniz yani White Sea tanımı var ki, sanırım bu da benzeri bir anlayışın ürünüdür. Bunlar sizin anlamlıysa, tabi yazının bundan sonrasını okumanıza gerek yok. Çünkü sizin için gerçekten Coca Cola yerli ürünüdür. Tek boynuzlu atların olduğuna inanlar, buna da inanabilir.afrika

Gel gelelim ne tek boynuzlu atlar gerçekten var oldu, ne de Coca Cola yerli bir üründür. Dahası Coca Cola yerli ürün olmadığı gibi Kıbrıs’a fabrika da açmış değil. Cypri Cola ile Kaner Grubu arasında gerçekleştirilen ortaklık dahilinde, yeni bir fason üretim başladığını söyleyebiliriz. Daha çekici olması için buna “outsourcing” ya da “dıştan hizmet alımı” da diyebiliriz.

Yani Coca Cola gelip buralara Coca Cola fabrikası açmadı var olan fabrikaya (CypriCola) sermaye desteği yapıp, o tesisleri kullanmaya geldi. Hatta bir detay daha söyleyelim, ham madde değil ama gelen makineler “vergi muafiyeti” ile ülkeye girdiğinden biz henüz Coca Cola’nın bir faydasını da görmüş değiliz. Benzeri değerde bir ürünü siz getirmiş olsaydınız, ürünün değeri kadar da vergi ödeyecektiniz. Gel gelelim Coca Cola’yı kimsenin, özellikle de devletlümün kızdırmaya haddi yok. Hayırlı olsun demek yetmedi, vergi muafiyeti de “bayramlık” hediye oldu.Profit

Yerli ürünü, yabancı yatırımcıdan en önemli fark nedir diye sorsalar, bunları aynı görmeyenler için çok basit ama belirleyici bir fark vardır. Temel olarak bildğinizi hatırlayalaım, bir işletmenin piyasa sisteminde var olma sebebi “kar yapmaktır.”

Makroekonomi de ise kar yapan şirketlerin varlığı kadar, “yapılan karın nereye gittiği de önemlidir.” Şimdi Kuzey Kıbrıs’ta kar yapacak olan Coca Cola’nın kar transferleri Kuzey Kıbrıs dışına çıkacaksa, o zaman yerli üründen bahsetmeyiz. Yerli üretici kar transferini yerel piyasada tuttuğundan piyasadaki döngü bozulmaz. Ancak yabancı yatırımcı bu şekilde hareket etmez. Onu bu piyasaya bağlayan şey karlılığı olduğu için, üretilen artı değerin bu piyasada kalmasına da gerek yoktur. Ayrıca yapılan kar transferinin, Kuzey Kıbrıs piyasalarında bir para çıkışı anlamına geleceğini de hatırlatmakta yarar vardır. Para çıkışının olması, piyasa da nakit darlığına sebep olacağını düşünüp, bir de para üzerine politika yapacak araçlara sahip olmadığımızı not ettiğimizde günün sonunda bu şartlarda yabancı yatırımcının kar transfer kalemlerinin ekonomi üzerinde bir risk oluşturduğunu söyleyebiliriz. Özellikle doğrudan yabancı yatırım alan ülkeler bu konuda dikkatli olup, yatırım portföylerinde yerel ile yabancı yatırımcı arasında bir denge olmasına dikkat etmektedirler. Bizde böyle bir uygulamayı geçtim, buna dönük bir strateji olup olmadığından bile emin değilim.

Cypri Cola daha çok kazanacak tabi, muhtemelen dağıtım ağını kullanacağı Kanerler grubu da öyle. Ancak kendini solda employment_law_paneltanımlayan bir iktisatçı için öncelikler yatırımın kamusal etkileridir. Genelde ortaya konulan argüman istihdama yöneliktir. Sanki, bu bir lütuf gibi anlatılır. Oysa ki, yatırımcı için kar potansiyeli, zaten verili yatırımı yapmaya ikna etmiştir. Üstelik, bizim örneğimizde gelen yatırımcı fabrika kurmayıp, CypriCola’nın hizmetlerini ödünç aldığı için hali hazırda istihdam edilmiş olanların üzerine alacağı bir avuç insanla üretimi sağlayacak. Böylelikle “maliyetleri en düşük seviyeye getirerek” üretim yapmış olacak. Yani büyük harflerle “İSTİHDAM” yaratacak bir sektörden bahsetmiyoruz. Hali hazırda var olan bir sektörün, uzmanlaşmış elemanların daha farklı amaçlar için de kullanılmasından bahsediyoruz. Maaşlarına bir etkisi olacak mı ? Onu ise hiç bilmiyoruz. Ya da yerli istihdam, yapılacak olan istihdamın belli bir oranını sağlayacak mı ? Yoksa, üst seviye görevler için “kilit istihdam” denilerek, başka bir merkezden eleman sağlanarak, istihdama anlamlı bir katkı yapılmayacak mı ? İLO sözleşmesine göre hak olan sendikalaşma ile ilgili soru sormuyorum bile…

Ancak can alıcı sorular sormak gerekiyor. Öyle “heşşa” demeden önce. Özellikle de bunu, bu memleketi yönetmek için yemin etmişler sormalı. Yine de onların işlerini kolaylaştırmakta yara var. Bir de, “amaannn bu solcular da hiç birşeyi externalitiesbeğenmez zaten” diyenler için sormalıyız.. Ekonomide her üretim tesisi açıldığında, yeni bir problem ortaya çıkar. Buna en genel anlamda dışsallık – externalities ismi verilir. Öyle iktisat fakültesinden falan mezun olmanıza gerek yok, bir arama motoruna “Coca Cola’nın çevreye etkileri” üzerine bir araştırma yaparsanız, 2014 yılında Hindistan’daki Coca Cola dolum tesisinin aşırı su tüketimi ve çevreye verdiği zararlar nedeniyle KAPATILDIĞINI görebilirsiniz. Çevreye verilen zarar sadece su ile sınırlı değil. Aynı zamanda, şişelendirme tesislerinin yarattığı kirliliğin toprağa etkileri olduğu da biliniyor. Ancak bizim “amann bu solcular!” ekibinden şikayet edenler bu üretim süreci Kuzey Kıbrıs’ta başlayacağı zaman çevreye yönelik tehditlerine dair herhangi bir sınırlandırma ile karşılaşıp karşılaşmadığına dair bir şart da getirildiği ortaya konulmadı. Şimdi AKSA’nın bacasının dumanı havayı, Coca Cola’nın da suyu yok ettiği bir gri bölgede gelen yatırıma “hayırlar okuyanlar”, çevresel etkilerine de “bu işin fıtratında var” demesine şaşırmazsınız heralde. Bugün ise bu gelişmelere selam durup, ama Coca Cola da içmeyceyik yaniii deyip, meseleyi kavramamakta ısrar edenler ise “yeşili sev – çevreyi koru” diyerek çevrecilik oyunlarına devam edebilirler.

Kar transferi, emek piyasası, çevresel etkenleri saydık da rekabet koşulları üzerine  örnekleri çoğaltmak mümkün. Eğer biri piyasa ekonomisinden bahsediyorsa, rekabet koşullarının geliştirilmesi gerekirken, aynı zamanda rekabetin yıkıcılığının da önüne geçmek gerekir. Özellikle oligopol – az el olarak tanımlanan piyasalarda bu konu ciddi bir biçimde tartışma kaldırır. coke-bottleEğer başarıp da yazının bu bölümüne kadar okuduysanız, biraz daha teknik bir boyuta girebilirim. Eğer oligopol piyasalar ile ilgili herhangi bir ders kitabını elinize alırsanız, verilen örneklerden biri de Pepsi ile Coca Cola’dır. (Ayrıca Boing – Airbus, ASDA – TESCO – Sainsbury örnekleri de sık görülenlerdendir) Bunların genellikle piyasayı domine eden 2 büyük aktör olması nedeniyle 1) Ne tam olarak arz ve talebe uyumlu bir fiyat politikası izler, 2) ne de olağan-üstü karlılıktan vazgeçerler. Piyasayı domine ettikleri için bu firmalar kendilerini kurtaran ama diğer firmaları batırmayı hedefleyen fiyat politikası belirleyip, piyasada kendilerine risk oluşturacak bir firmanın büyümesine izin vermezler. Bu iki firma “bırakınız yapsınlar” fikrine tamamen karşıyken, onların gelişini bu şekilde karşılamak kaderin bir cilvesi değilse nedir? Bu iki baskın firmanın, siyasi elitler tarafından özlü bir biçimde desteklenirken, hali hazırda var olanlara sadece sözde bir iki destek beyanatı çakmak da meselenin başka bir boyutudur. Buna ek olarak bu firmalar fiyat-dışı rekabet koşullarına yönelik de politikalar uygular. Malesef bu noktada yerli sermayenin rekabet etmesi mümkün değildir. Örneğin yeni açılan mekanların iç ve dış dizaynını yapmak Coca Cola ve Pepsi gibi şirketler için sıradan uygulamalarken, esas hedef piyasayı kapatarak rakiplerin erişememesini sağlamaktır. Bu açıdan da, sınırlı yerli ürün üretimine sahip Kuzey Kıbrıs’ta ister istemez ortaya çıkacak olan sonuca dair kutlamalar yapmak akıllıca bir tercih değildir.

Sonuç olarak tüm bu negatif sonuçlar ortadayken, birilerinin yine de yatırım yapıldı helal olsun deyip el çırpması problemdir. Siyasi sorumluluk, ne olursa olsun yatırımın yaratacağı etkileri ve sonuçları anlamlı bir biçimde ölçüp ona göre karar vermeyi de barındırmalıdır. Sol ile tipik bir sağ siyaset arasındaki en temel farklılık bu noktadır. Yoksa niyet yatırım marokko_2001_fes_pferdyaptı diye birilerini dövmek değildir. Ancak, bu güne kadar bu ülkeye yapılan yabancı yatırımların büyük bölümü hiçbir biçimde yerel ekonomik, sosyal ve coğrafik yapıyı umursamadan birşeyleri gerçekleştirmiştir.  Şimdi yapılan yatırımında ekolojik faktörlere duyarlı olduğuna dair bir boyutu olmadığından eminiz. Yaratılacak kirlilik ve su tüketimin etkilerine yönelik şirket politikası, kamusal çıkarı ne kadar gözettiği son derece önemlidir. Özellikle ihracat gibi bir hedef varsa – ki buna dair beklenti var– su kıtlığı yaşayan bu ülkede, nasıl aşılacağı da merak konusudur.

Daha uzatıp, enine boyuna tartışmak mümkün. Hele de söz konusu Coca Cola ise, nihayetinde firma sadece meşrubat üretici değil ama şimdilik bir virgül koyalım, ileride tartışmayı derinleştirmeye devam etmek gerekecek.

Mertkan Hamit

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s