İhtiyaç Fazlasının Kellesi Vurula…

 

Dün devlet planlama örgütü hesaplamış. Toplamda 31 lisans ve önlisans alanında ihtiyaç fazlası varmış. 2014 – 2015 için hazırlanan listeyi Eğitim Bakanlığı sayfasına da koymuşlar. Ben eğitim bilimci değilim, eğitim bakanı da değil. Eğitim bakanı bir ara bu göreve yeterli olduğunu anlatırken okuduğu yılları referans göstermişti. Sanırım ben de onun kadar uzun yıllar okudum. Hatta ben ondan daha uzun süre okumuş bile olabilirim. Ancak yıl sayısı ile konunun yöneticisi olmak arasında doğrudan bir bağ kurabileceğimizi düşünmüyorum.

Yine de iki boyutta ‘ihtiyaç fazlası olma durumunu’ inceleyelim.

Öncelikle akademi dahilinde konuya bakalım. Akademik anlamda ihtiyaç fazlası bölümün ne demek olduğunu sorgulayalım. Nihayetinde üniversite denilen kurum önce akademik gelişim kaygısı ile kurulmuştur.

Mesela hukuk bölümü dekanına gidip, siz ihtiyaç fazlasısınız diye bir cümle kurduğumuzda nasıl bir cevap alınır bunu sorgulayalım?

Empati yapalım. Bakan geliyor ve dekana ‘sizin bölümün mezunları ihtiyaç fazlası’ diyor. Dekan düşünmeye başlıyor, 2014- 2015 yılı boyunca hukuk fakültesinden mezun olanlar ve onların önceleri akademik olarak hukuka dair öğrenebilecek her şeyi öğrendi. Memleketti tüm hukukçular insan haklarından, borçlar hukukuna her şeyin uzmanı. O kadar gelişmiş ki hukuka dair bilimsel bir çalışmaya bile gerek yok. Yeni mezunlar  ihtiyaç fazlası olduğu için dekan göğsünü gere gere dünyayı sıfırladığını düşünüp bölüme kilit vurabilir mesela.

Eskiden daktilo kursları vardı. Şimdi üretimi durdu. Eğer daktilo kursu açar ve 1000 tane daktilo kullanıp başka bir şey yapamayan insan yetiştirirseniz onlara ihtiyaç fazlası diyebiliriz. Bizim bakanlığın işi de böyle…

Bir diğer sebep, ihtiyaç fazlası deyip aslında iş havuzundan bahsedilen durumlar olabilir…

Sanırım eğitim bakanının okuduğu yıllara rağmen, ekonomist olarak bu konuda daha fazla şeyler söyleyebilme hakkım var. Birincisi iş havuzu kişinin sadece birinin yanında çalışan olması ile sınırlandırarak düşünelecek bir şey değildir. Buna dair en fazla söyleyebileceğiniz bu alanlarda mezun devlet memuruna iş vermeyi öngörmüyoruz olabilir.

Onun dışında hem DPÖ’nün hem de Eğitim bakanının farkında olmadığı girişimcilik denen bir kavramı hatırlatmakta yarar var.

Kişi girişimci olarak kendi mesleğini kendi usulüyle ve geleneksel iş algısına bağlı kalmayarak da gerçekleştirip yaşamını kazanabilir. Bu aslında ekonomik büyümenin de önemli bir gücüdür. Aslında en çok ihtiyaç duyduğumuz alan da budur. Mesela bin tane eczacıdan hangisinin buna kafa yorum yaratıcı bir çözümle geleceğini merak ediyorum.

Girişimci olarak kendi hesabına çalışacak insanların yaratıcı kendi adına bir iş kolu yaratıp, yeni istihdamları destekleyebilecek hale gelmesi mümkün.

Benim anladığım ihtiyaç fazlası ile kast edilen memuriyet… O yüzden yaratıcı bir iş kolu oluşturmaya yönelik kapasiteyi kullanacak bir eğitim planı düşünmek yerine yasaklarla çözüm buluyoruz…

Mertkan Hamit

2 Comments

  1. Bahsettiğin girişimcilik veya yaratıcılık meziyetlerinin bu bölümlere alınan öğrencilerde olduğunu veya bölümü okduğu süre boyunca geliştirileceğini nerden bileceğiz? Ben de eğitimci değilim ama, bana göre eğer bu bölümlere olan talep aşırıysa, o zaman bölüme girişi zorlaştırıp, öğrenci seçerken daha ince eleyip sık dokumak lazım ki, öğrenci “hade eczacı olayım, eczane açarım iyi para var” veya “avukat olayım havalıdır” tarzı kafa yapısıyla kolaylıkla bölümlere giremesin. Tahminim şu andaki giriş sınavları bu söylediklerime yol açacak kadar kolaydır. Belki de bazı bölümler için mülakat da eklenebilir giriş sınavına ek olarak. Bu öğrenci seçimi aşaması. Bir de örencinin bölümü okuduğu süre içinde aydınlanması, kafasında yeni ufuklar açılması, yaratıcılığının artması ihtimali var. Bu noktada da bence bizim üniversitelerdeki bölümlerin buna ne kadar olanak sağladığını düşünmeli. Bölüm öğrencinin yaratıcılığını geliştirip zevk aldığı alanda kendine iş alanları yaratacak kadar eğitecek mi örenciyi? Ya da dediğin gibi hukuk okuyan bir öğrenci daha sonra insan hakları, borçlar hukuku ve hukuğun istediği herhangi başka bir dalında çalışmalarını sürdürebilecek mi? Bölümler bunu sağlıyor mu? Yoksa çoğu mezun fabrikasyon gibi avukat olmak için mahkemelerin yolunu mu tutuyor? Bana gelir ki mevcut durum ikincisidir.

    Beğen

  2. Tabi ki alınan öğrencinin yeterliliği ile mezunun o alanda çalışacağında verecğei hizmet birbiri ile orantılıdır. Zaten bu sebepten Kıbrıs’ta metrekareye düşen mühendis sayısı çok yüksek olsa da bir silikon vadimiz yok. Ya da buna benzer yaratıcı çözümlerimiz son derece sınırlı. Öğrenciler ingilterede kolaylıkla bir bölüme girebiliyor. Çoğu okulda okumak için tek sebep ingilizce bilmek. Ancak İngiltere bölümleri ihtiyaç fazlası olarak ortaya koymuyor. Kendini geliştirebilmek için araçlar sunuyor. Staj, yaz programı vs.. gibi kimse de büyük şirketlerde iyi işlere çalışmıyor. Tabi ki sağlık alanında belli kısıtlamaların olmasını anlayabilirim veya davaya giren bir avukat olabilmek için ‘Barrister’ olmak gerektiği gibi uygulamaların da mantıgını kavrayabilrim.
    sanırım ikimizin de ortaklaştığı nokta şu, devlet / hükümet / bakanlık sadece ‘belli şeyleri istemediğini’ söyleyerek bir yere gidemez. Bunlar gerçek sorunlardır ve bunlara yönelik yaratıcı, anlamlı politikalar üretmesi gerekmektedir. Benimkisi önerilerden biri … başka biri 10 öneriye sahip olabilir. Bence hepsi önemli. Ancak ihtiyaç fazlası deyip geçmek çözüm değil. Dahası anlamlı da değil.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s